English    Türkçe    فارسی   

3
2176-2200

  • آن دقوقی در امامت کرد ساز ** اندر آن ساحل در آمد در نماز
  • Dekukî, o kıyıda namaz kıldırmak üzere imam oldu, onlar da arkasında saf olup namaza durdular.
  • و آن جماعت در پی او در قیام ** اینت زیبا قوم و بگزیده امام
  • İşte güzelim bir cemaat, işte seçilmiş bir imam!
  • ناگهان چشمش سوی دریا فتاد ** چون شنید از سوی دریا داد داد
  • Namazdayken denizden “ İmdat!” seslerini duydu. Ansızın gözüne bir gemi ilişti.
  • در میان موج دید او کشتیی ** در قضا و در بلا و زشتیی
  • Gemi, dalgalar arasına düşmüş, belâlara uğramış, perişan bir hale gelmişti.
  • هم شب و هم ابر و هم موج عظیم ** این سه تاریکی و از غرقاب بیم 2180
  • Hem gece, hem bulutlu bir hava, hem de dalga. Bu üç karanlık bir yandan, batma korkusu bir yandan…
  • تند بادی همچو عزرائیل خاست ** موجها آشوفت اندر چپ و راست
  • Fırtına Azrail gibi saldırıyor, dalgalar sağdan soldan hücum edip duruyordu.
  • اهل کشتی از مهابت کاسته ** نعره وا ویلها برخاسته
  • Gemidekiler, korkudan canlarından olmuşlar gibi feryatlarını göklere çıkarıyorlardı.
  • دستها در نوحه بر سر می‌زدند ** کافر و ملحد همه مخلص شدند
  • Bağrışıp çağrışıyorlar, başlarını dövüyorlardı. Kâfir ve mülhit… Hepsi de imana gelmişti.
  • با خدا با صد تضرع آن زمان ** عهدها و نذرها کرده بجان
  • Yüzlerce niyazlarda bulunarak candan ahitler ediyorlar, adaklar adıyorlardı.
  • سر برهنه در سجود آنها که هیچ ** رویشان قبله ندید از پیچ پیچ 2185
  • Karmakarışık işlere dalmış, yüzleri bir an olsun kıbleye dönmemiş olanlar bile baş açık secdeye kapanmışlardı.
  • گفته که بی‌فایده‌ست این بندگی ** آن زمان دیده در آن صد زندگی
  • Hâlbuki evvelce onlar, bu kulluğun faydası yok diyorlardı. Fakat o anda kullukta yüzlerce hayat görüyorlardı.
  • از همه اومید ببریده تمام ** دوستان و خال و عم بابا و مام
  • Dostlardan, dayıdan, amcadan, babadan, anadan, herkesten ümitlerini kesmişlerdi.
  • زاهد و فاسق شد آن دم متقی ** همچو در هنگام جان کندن شقی
  • Kötü kişinin can verirken Allah’tan korkması gibi zahit de Allah’tan korkuyordu, fâsik da!
  • نه ز چپشان چاره بود و نه ز راست ** حیله‌ها چون مرد هنگام دعاست
  • Ne sollarından bir ümit vardı, ne sağlarından. Hileler öldü, bitti mi dua zamanı gelir!
  • در دعا ایشان و در زاری و آه ** بر فلک زیشان شده دود سیاه 2190
  • Onlar da ağlayıp inleyerek duaya koyulmuşlardı, gemiden gökyüzüne kadar bir duman yükselmişti.
  • دیو آن دم از عداوت بین بین ** بانگ زد کای سگ‌پرستان علتین
  • Şeytan ise o sırada düşmanlığından her birinin karşısına dikilip “ A köpeğe tapanlar, işte size iki illet!
  • مرگ و جسک ای اهل انکار و نفاق ** عاقبت خواهد بدن این اتفاق
  • A münkir, münafıklar, hem korkun, hem geberin. Nihayet bu olacaktı zaten.
  • چشمتان تر باشد از بعد خلاص ** که شوید از بهر شهوت دیو خاص
  • Kurtulunca yine gözleriniz kurur, yine şehvet için yaratılmış birer şeytan kesilirsiniz.
  • یادتان ناید که روزی در خطر ** دستتان بگرفت یزدان از قدر
  • Allah’ın sizi kazadan kurtarmak üzere elinizden tuttuğu, sizi tehlikeden kurtardığı gün, hatırınıza bile gelmez” diye bağırmaktaydı.
  • این همی‌آمد ندا از دیو لیک ** این سخن را نشنود جز گوش نیک 2195
  • Şeytan böyle söylüyordu ama can kulağı ile duyanlardan başkası bu sözü duymuyordu ki!
  • راست فرمودست با ما مصطفی ** قطب و شاهنشاه و دریای صفا
  • Mustafa, o kutup, o padişahlar padişahı, o temizlik denizi bize ne doğru buyurmuştur:
  • کانچ جاهل دید خواهد عاقبت ** عاقلان بینند ز اول مرتبت
  • “Cahilin sonunda göreceği şeyi akıllılar önce görür.”
  • کارها ز آغاز اگر غیبست و سر ** عاقل اول دید و آخر آن مصر
  • İşlerin sonu ilk zamanlarda gizlidir ama akıllı, akıbeti önce görür; günaha dalıp ısrar edense meydana çıkınca!
  • اولش پوشیده باشد و آخر آن ** عاقل و جاهل ببیند در عیان
  • Her şeyin sonu, önden belli olmaz, gizlidir. Fakat meydana çıkınca akıllı da görür, cahil de!
  • گر نبینی واقعه‌ی غیب ای عنود ** حزم را سیلاب کی اندر ربود 2200
  • Mademki ayıbı görmüyorsun, bari ihtiyatı elden bırakma, sele verme behey inatçı!