English    Türkçe    فارسی   

3
3066-3090

  • پاسخش این بود می‌نگذاردم ** تا برون آیم هنوز ای محترم
  • Sungur, beyin her seslenişinde “Efendim, dışarı çıkacağım ama daha koyuvermiyorlar” diyordu.
  • گفت آخر مسجد اندر کس نماند ** کیت وا می‌دارد آنجا کت نشاند
  • Bey “Yahu, mescitte kimse kalmadı koyvermeyen kim, seni orada kim tutuyor?” diye bağırdı.
  • گفت آنک بسته‌استت از برون ** بسته است او هم مرا در اندرون
  • Sungur dedi ki: “Seni dışardan içeriye sokmayan yok mu? İşte beni de içerden dışarıya çıkarmayan o.
  • آنک نگذارد ترا کایی درون ** می‌بنگذارد مرا کایم برون
  • Sana içeri girmeye izin vermeyen, benim de dışarı çıkmama mâni olmakta.
  • آنک نگذارد کزین سو پا نهی ** او بدین سو بست پای این رهی 3070
  • Senin bu tarafa adım atmana müsaade etmeyen benim de dışarıya adım atmama mâni oluyor!”
  • ماهیان را بحر نگذارد برون ** خاکیان را بحر نگذارد درون
  • Balıkları karaya çıkarmayan deniz, karadakileri de denize sokmamakta.
  • اصل ماهی آب و حیوان از گلست ** حیله و تدبیر اینجا باطلست
  • Balığın aslı sudan, öbür hayvanların aslı topraktan.
  • قفل زفتست و گشاینده خدا ** دست در تسلیم زن واندر رضا
  • Bu işte hile ve düzene başvurmanın, tedbirlere girişmenin faydası yok ki!
  • ذره ذره گر شود مفتاحها ** این گشایش نیست جز از کبریا
  • Kilit pek kuvvetli, açıcıda Allah. Teslimiyete yapışa gör, rıza göster!
  • چون فراموشت شود تدبیر خویش ** یابی آن بخت جوان از پیر خویش 3075
  • Tedbirini unuttun mu pirinden o taze bahtı bulur, devlete erişirsin.
  • چون فراموش خودی یادت کنند ** بنده گشتی آنگه آزادت کنند
  • Kendini unuttun mu seni anarlar… Kul oldun mu azat ederler!
  • نومید شدن انبیا از قبول و پذیرای منکران قوله حتی اذا استیاس الرسل
  • “Hattâ izistey’ eserrüsül” hükmünce Peygamberlerin, münkirler, sözlerimizi kabul etmiyorlar diye ümitsizliğe, yese düşmeleri
  • انبیا گفتند با خاطر که چند ** می‌دهیم این را و آن را وعظ و پند
  • Peygamberler bile, “Şuna buna nasihat edip duruyoruz.
  • چند کوبیم آهن سردی ز غی ** در دمیدن در قفض هین تا بکی
  • Niceye bir soğuk demiri dövüp duracak, niceye bir kafese üfleyip yatacağız?” diye hatırlarından geçirdiler.
  • جنبش خلق از قضا و وعده است ** تیزی دندان ز سوز معده است
  • Halkın yaptığı işler, Allah’ın kaza ve kaderiyledir. Dişin keskinliği, midenin hararet ve kuvvetinden ileri gelir.
  • نفس اول راند بر نفس دوم ** ماهی از سر گنده باشد نه ز دم 3080
  • Nefs-i Kül, insanın cüz’i nefsine tesir etti de olacaklar oldu. Balık baştan kokar, kuyruktan değil!
  • لیک هم می‌دان و خر می‌ران چو تیر ** چونک بلغ گفت حق شد ناگزیر
  • Bunu böyle bil, bil ama eşeğini de yine ok gibi süre dur. Çünkü Allah, “Emirlerimi tebliğ et” diye emretmiştir; emrinden dışarı çıkmaya imkân yok.
  • تو نمی‌دانی کزین دو کیستی ** جهد کن چندانک بینی چیستی
  • (Bir fırka cennetliktir, bir fırka cehennemlik). Bu iki fırkanın hangisindensin, bilemezsin ki. Ne olduğunu görünceye kadar çalış, çabala!
  • چون نهی بر پشت کشتی بار را ** بر توکل می‌کنی آن کار را
  • Gemiye yükünü yükledin mi Allah’a dayanman gerek.
  • تو نمی‌دانی که از هر دو کیی ** غرقه‌ای اندر سفر یا ناجیی
  • Yolda gark mı olacaksın, kurtulup sağlıkla, selâmetle gideceğin yere mi varacaksın? Bu ikisinden hangisi başına gelecek, bilemezsin ki,
  • گر بگویی تا ندانم من کیم ** بر نخواهم تاخت در کشتی و یم 3085
  • Eğer ne olacağım, başına ne gelecek? Bunu bilmedikçe gemiye binmem.
  • من درین ره ناجیم یا غرقه‌ام ** کشف گردان کز کدامین فرقه‌ام
  • Bu seferden kurtulacak mıyım, yoksa yolda boğulacak mıyım? Ne olacağımı bildir bana.
  • من نخواهم رفت این ره با گمان ** بر امید خشک همچون دیگران
  • Ben, başkaları gibi kuru bir ümide kapılıp şüpheyle yola düşmem dersen,
  • هیچ بازرگانیی ناید ز تو ** زانک در غیبست سر این دو رو
  • Hiçbir ticarette bulunamazsın. Çünkü bu ikisi de gaybdadır, sırdır.
  • تاجر ترسنده‌طبع شیشه‌جان ** در طلب نه سود دارد نه زیان
  • Pul şişe gibi ruhu incecik olan, cüz’i bir şeyden kırılıveren korkak tacir, ticaretinden ne fayda görür, ne ziyan eder.
  • بل زیان دارد که محرومست و خوار ** نور او یابد که باشد شعله‌خوار 3090
  • Hatta fayda şöyle dursun ziyan eder, mahrum kalır, hor olur. Kimde yanış varsa nuru o bulur.