English    Türkçe    فارسی   

3
328-352

  • حق هزاران صنعت و فن ساختست ** تا که مادر بر تو مهر انداختست
  • Allah, binlerce sanat ve fen düzdü de ana, sana sevgi bağladı, şefkat gösterdi.
  • پس حق حق سابق از مادر بود ** هر که آن حق را نداند خر بود
  • Şu halde Allah hakkı, ana hakkından öncedir, Allah hakkını bilmeyen eşektir.
  • آنک مادر آفرید و ضرع و شیر ** با پدر کردش قرین آن خود مگیر 330
  • Anayı, ananın memesini, sütünü yaratan, onu babayla çift eden O’dur, O’na serkeş olma.
  • ای خداوند ای قدیم احسان تو ** آنک دانم وانک نه هم آن تو
  • Ey Allah, ey ihsanı kadîm olan, bildiğim de senindir, bilmediğim de.
  • تو بفرمودی که حق را یاد کن ** زانک حق من نمی‌گردد کهن
  • Sen, Allah’ı an, çünkü benim hakkım hiç eskimez.
  • یاد کن لطفی که کردم آن صبوح ** با شما از حفظ در کشتی نوح
  • O sabah çağında, sizin Nuh’un gemisinde koruduğumuzu, bu suretle lütuflarda bulunduğumu an.
  • پیله بابایانتان را آن زمان ** دادم از طوفان و از موجش امان
  • O zaman sizin aslınızı, atalarınızı tufandan, tufan dalgasından korudum, onlara aman verdim.
  • آب آتش خو زمین بگرفته بود ** موج او مر اوج که را می‌ربود 335
  • Ateş huylu su, yeryüzünü kaplamıştı. Dalgası, dağların tepelerine kadar çıkıyordu.
  • حفظ کردم من نکردم ردتان ** در وجود جد جد جدتان
  • Sizi reddetmedim, atanızın atasının atasının varlığında sizi korudum.
  • چون شدی سر پشت پایت چون زنم ** کارگاه خویش ضایع چون کنم
  • Mademki baş oldun, sana nasıl ayağımla vururum, kendi iş yurdumu nasıl ziyan ederim?
  • چون فدای بی‌وفایان می‌شوی ** از گمان بد بدان سو می‌روی
  • Vefasızlara kendini feda ediyor, kötü bir zan yüzünden o tarafa doğru gidiyorsun.
  • من ز سهو و بی‌وفاییها بری ** سوی من آیی گمان بد بری
  • Bense unutmadan, vefasızlıktan berîyim. Benim yanıma gelsen bile kötü bir zanla gelirsin.
  • این گمان بد بر آنجا بر که تو ** می‌شوی در پیش همچون خود دوتو 340
  • Sen, hani kendine benzeyenlerin önünde iki kat olursun ya… İşte onlar hakkında kötü zanda bulun.
  • بس گرفتی یار و همراهان زفت ** گر ترا پرسم که کو گویی که زفت
  • Nice ulu ulu dostlar, yoldaşlar edindin. Sana, nerede onlar diye sorsam gittiler dersin.
  • یار نیکت رفت بر چرخ برین ** یار فسقت رفت در قعر زمین
  • İyi dostun yüce göklere gitti kötülük dostunsa yerin dibine geçti.
  • تو بماندی در میانه آنچنان ** بی‌مدد چون آتشی از کاروان
  • Ara yerde sen kalakaldın, yardımsız, yardımcısız kervandan arta kalan ve sönmeye mahkûm ateşe döndün.
  • دامن او گیر ای یار دلیر ** کو منزه باشد از بالا و زیر
  • Ey baba yiğit dost, yukardan, aşağıdan münezzeh olanın eteğini tut.
  • نه چو عیسی سوی گردون بر شود ** نه چو قارون در زمین اندر رود 345
  • O, ne İsa gibi göklere ağar, ne Karun gibi yerlere geçer.
  • با تو باشد در مکان و بی‌مکان ** چون بمانی از سرا و از دکان
  • Sen yerden, yurttan alımdan, satımdan kaldın mı o, mekân âleminde de seninle beraberdir, Lâmekân âleminde de.
  • او بر آرد از کدورتها صفا ** مر جفاهای ترا گیرد وفا
  • Bulanıklardan, duruluklar çıkarır, cefalarını vefa yerine tutar.
  • چون جفا آری فرستد گوشمال ** تا ز نقصان وا روی سوی کمال
  • Cefakârlıkta bulunursan noksandan kurtulup kemâle erişesin diye kulağını burar.
  • چون تو وردی ترک کردی در روش ** بر تو قبضی آید از رنج و تبش
  • Sülûkte virdini terk edersen zahmete, mihnete düşer, sıkıntıya uğrarsın ya.
  • آن ادب کردن بود یعنی مکن ** هیچ تحویلی از آن عهد کهن 350
  • İşte o tediptir. Yapma, o eski ahdi hiç değiştirme demektir.
  • پیش از آن کین قبض زنجیری شود ** این که دلگیریست پاگیری شود
  • Bu iç sıkıntısı bir zincir şeklini almadan, bu gönlünü sıkan şey, ayağını bağlamadan önce.
  • رنج معقولت شود محسوس و فاش ** تا نگیری این اشارت را بلاش
  • Bu işareti, beyhude zan etmemen için uğradığın o makul zahmet, duyguna hitap eder bir hâle gelir ve meydana çıkar.