English    Türkçe    فارسی   

3
427-451

  • بهر گندم تخم باطل کاشتید ** و آن رسول حق را بگذاشتید
  • Buğday için olmayacak tohumlar ektiniz, o Hak Resulünü terk ettiniz.
  • صحبت او خیر من لهوست و مال ** بین کرا بگذاشتی چشمی بمال
  • Onun sohbeti oyundan da hayırlıdır, maldan da. Hele bir gör, kimi bıraktın. Gözünü ov da bak!
  • خود نشد حرص شما را این یقین ** که منم رزاق و خیر الرازقین
  • Hırsınızın yüzünden şunu yakînen bilmediniz mi ki rızık verici benim, rızık verenlerin hayırlısı benim.
  • آنک گندم را ز خود روزی دهد ** کی توکلهات را ضایع نهد 430
  • Buğdaya güneşle rızık veren Allah, senin ona dayanmanı nasıl olur da zayi eder?
  • از پی گندم جدا گشتی از آن ** که فرستادست گندم ز آسمان
  • Buğday için, gökyüzünden buğday gönderenden ayrıldın ha!
  • دعوت باز بطان را از آب به صحرا
  • Doğanın kazları ovaya çağırması
  • باز گوید بط را کز آب خیز ** تا ببینی دشتها را قندریز
  • Doğan, Kaza “Sudan çık da şekerler akan ovaları bir gör” dedi.
  • بط عاقل گویدش ای باز دور ** آب ما را حصن و امنست و سرور
  • Akıllı kaz dedi ki: “Ey sudan uzakta kalmış doğan, su bizim kalemizdir, huzurumuzdur, neşemizdir.”
  • دیو چون باز آمد ای بطان شتاب ** هین به بیرون کم روید از حصن آب
  • Şeytan da doğan gibidir. Kazlar, koşun, kendinize gelin, su kalesinden dışarıya az çıkın.
  • باز را گویند رو رو باز گرد ** از سر ما دست دار ای پای‌مرد 435
  • Doğana deyin ki: “Haydi yürü yürü, dön geri. Ey aşağılık adam, başımızdan el çek.
  • ما بری از دعوتت دعوت ترا ** ما ننوشیم این دم تو کافرا
  • Biz senin davetinden uzağız, bu davet senin olsun. Biz senin şu nefesini içmeyiz bile a kâfir!
  • حصن ما را قند و قندستان ترا ** من نخواهم هدیه‌ات بستان ترا
  • Kale bizim olsun, şekerle şeker yurdu senin. Bize senin hediyenin lüzumu yok, al, senin olsun!
  • چونک جان باشد نیاید لوت کم ** چونک لشکر هست کم ناید علم
  • Can oldu mu gıda eksik gelmez elbet. Asker var mı, bayrak elbette bulunur!
  • خواجه‌ی حازم بسی عذر آورید ** بس بهانه کرد با دیو مرید
  • Tedbirli şehirli, birçok özürler getirdi, o merdut ifrite nice bahaneler serdetti.
  • گفت این دم کارها دارم مهم ** گر بیایم آن نگردد منتظم 440
  • “Şimdi mühim işlerim var. Gelirsem onlar yüzüstü kalır. Düzene girmez.
  • شاه کار نازکم فرموده است ** ز انتظارم شاه شب نغنوده است
  • Padişah bana mühim ve nazik bir iş buyurdu, geceleri bile uyumuyor, benim bu işi başarmamı bekliyor.
  • من نیارم ترک امر شاه کرد ** من نتانم شد بر شه روی‌زرد
  • Padişahın emrinden dışarı çıkamam, huzurunda yüzü kara olamam.
  • هر صباح و هر مسا سرهنگ خاص ** می‌رسد از من همی‌جوید مناص
  • Her sabah, her akşam hususi çavuşu gelip işin neticesini soruyor.
  • تو روا داری که آیم سوی ده ** تا در ابرو افکند سلطان گره
  • Reva görür müsün, köye geleyim de padişah, bana yüzünü assın, kaşlarını çatsın?
  • بعد از آن درمان خشمش چون کنم ** زنده خود را زین مگر مدفون کنم 445
  • Kızarsa kızgınlığına karşı ne çare bulurum, diriyken kendimi topraklara mı gömeyim?” dedi.
  • زین نمط او صد بهانه باز گفت ** حیله‌ها با حکم حق نفتاد جفت
  • Daha da bu çeşit yüzlerce bahaneler etti, fakat hileleri, Allah takdirine eş olmadı.
  • گر شود ذرات عالم حیله‌پیچ ** با قضای آسمان هیچند هیچ
  • Âlemin zerreleri birbirine girse yine Allah’ın kaza ve kaderine karşı hiçtir hiç!
  • چون گریزد این زمین از آسمان ** چون کند او خویش را از وی نهان
  • Bu yeryüzü, gökten nasıl kaçabilir, yeryüzü kendini gökten nasıl gizleyebilir?
  • هرچه آید ز آسمان سوی زمین ** نه مفر دارد نه چاره نه کمین
  • Gökten yeryüzüne ne yağarsa yağar. Yeryüzü, ne kaçabilir, ne bir çareye başvurabilir, ne bir pusuda gizlenebilir.
  • آتش ار خورشید می‌بارد برو ** او بپیش آتشش بنهاده رو 450
  • Güneşten ateş yağsa yine o, gökten yağan ateşe karşı yüzünü yerlere döşemiştir.
  • ور همی طوفان کند باران برو ** شهرها را می‌کند ویران برو
  • Yağmur yağsa da tufanlar coşsa, üstündeki şehirler yıkılıp yerle yeksan olsa