English    Türkçe    فارسی   

3
4555-4579

  • زان همی‌برم گلویی چند تا ** زان گلوها عالمی یابد رها 4555
  • Kessem kessem bütün âlem kurtulsun diye birkaç baş keserim.
  • که شما پروانه‌وار از جهل خویش ** پیش آتش می‌کنید این حمله کیش
  • Çünkü siz, bilgisizliğinizden pervane gibi ateşe atılmaktasınız.
  • من همی‌رانم شما را همچو مست ** از در افتادن در آتش با دو دست
  • Bense sizi ateşe düşmeyesiniz diye sarhoşçasına iki elimle ateşten kovmaktayım.
  • آنک خود را فتحها پنداشتید ** تخم منحوسی خود می‌کاشتید
  • Siz kendinizi fetihler elde ettiniz, üst geldiniz sanıyorsunuz ama asıl o vakit bahtsızlık tohumu ekiyordunuz.
  • یکدگر را جد جد می‌خواندید ** سوی اژدرها فرس می‌راندید
  • Hadi gayret, hadi gayret diye birbirinizi teşvik ediyordunuz ama âdeta ejderhanın üstüne at sürüyordunuz.
  • قهر می‌کردید و اندر عین قهر ** خود شما مقهور قهر شیر دهر 4560
  • Gûya kahır ediyordunuz, hâlbuki kahrın ta kendisine çatmıştınız… Asıl siz zaman aslanının kahrıyla kahrolmuştunuz!
  • بیان آنک طاغی در عین قاهری مقهورست و در عین منصوری ماسور
  • Azgın, âlemi kahrederken kahrolmuş, üst gelmişken esir düşmüş demektir
  • دزد قهرخواجه کرد و زر کشید ** او بدان مشغول خود والی رسید
  • Hırsız, ev sahibini kahreder, altın çalar… Hırsızlıkla meşgulken valinin adamları gelip çatar.
  • گر ز خواجه آن زمان بگریختی ** کی برو والی حشر انگیختی
  • Eğer o anda ev sahibinden kaçsaydı vali, ona o adamları yollar mıydı hiç?
  • قاهری دزد مقهوریش بود ** زانک قهر او سر او را ربود
  • Hırsızın kahredişi, kahrolmasıdır; çünkü onun kahredişi, kendi başını kapar.
  • غالبی بر خواجه دام او شود ** تا رسد والی و بستاند قود
  • Ev sahibine üstün oluşu, hırsıza bir tuzaktır... Bu suretle vali gelir, hırsızı kısas eder.
  • ای که تو بر خلق چیره گشته‌ای ** در نبرد و غالبی آغشته‌ای 4565
  • Sen halka galip geldin, savaşta üst oldun ama,
  • آن به قاصد منهزم کردستشان ** تا ترا در حلقه می‌آرد کشان
  • Allah, seni çeke çeke zincire vurmak için onları mahsustan mağlûp etmiştir.
  • هین عنان در کش پی این منهزم ** در مران تا تو نگردی منخزم
  • Kendine gel de mağlûp olanın ardını bırak, dizginini kas, pek at sürme… Ezilir, paralanırsın sonra!
  • چون کشانیدت بدین شیوه به دام ** حمله بینی بعد از آن اندر زحام
  • Seni bu suretle tuzağa düşürdü mü ondan sonra o kalabalığın saldırışını görürsün sen.
  • عقل ازین غالب شدن کی گشت شاد ** چون درین غالب شدن دید او فساد
  • Akıl, bu üstünlükte bozgunluğu görürken nasıl olur da sevinir?
  • تیزچشم آمد خرد بینای پیش ** که خدایش سرمه کرد از کحل خویش 4570
  • İleriyi gören akıl gözü keskindir. Allah, o gözü kendi sürmesiyle sürmelemiştir.
  • گفت پیغامبر که هستند از فنون ** اهل جنت در خصومتها زبون
  • Peygamber, “Cennet ehli olanlar, bazı şeyler yüzünden savaşlarda, düşmanlıklarda mağlup ve zebun olurlar” dedi.
  • از کمال حزم و س الظن خویش ** نه ز نقص و بد دلی و ضعف کیش
  • Bu alt oluş, bu zebunluk; noksan yüzünden, gönüllerinin kötülüğünden yahut da din zayıflığından değil, son derecede ihtiyata riayet ettiklerinden, düşüncelerine inanmadıklarındandır.
  • در فره دادن شنیده در کمون ** حکمت لولا رجال مومنون
  • Peygamber, Hudeybiye’de kâfirlere üstün gelmişken gizlice “İman etmiş erler olmasaydı” hikmetini işitti.
  • دست‌کوتاهی ز کفار لعین ** فرض شد بهر خلاص مومنین
  • Müminlerin halâs olması için melûn kâfirlerden el çekmek farz oldu.
  • قصه‌ی عهد حدیبیه بخوان ** کف ایدیکم تمامت زان بدان 4575
  • Hudeybiye ahdi nasıl oldu, oku da “Allah, kâfirlerin ellerini çekti, size dokunamadılar” ne demektir tamamıyla anla!
  • نیز اندر غالبی هم خویش را ** دید او مغلوب دام کبریا
  • Peygamber galip gelmişken bile kendisini Allah tuzağında mağlup olmuş gördü de
  • زان نمی‌خندم من از زنجیرتان ** که بکردم ناگهان شبگیرتان
  • “Ben sizi ansızın bastırdım, zincirlere vurdum diye gülmüyorum.
  • زان همی‌خندم که با زنجیر و غل ** می‌کشمتان سوی سروستان و گل
  • Sizi zincirlerle, bukağılarla selviliklere, güllük, gülistanlıklara çekiyorum da ona gülüyorum.
  • ای عجب کز آتش بی‌زینهار ** بسته می‌آریمتان تا سبزه‌زار
  • Ne şaşılacak şey… Sizi zincirlere vurup amansız ateşten çayırlıklara, çimenliklere götürüyorum.