English    Türkçe    فارسی   

3
925-949

  • رایتان این بود و فرهنگ و نجوم ** طبل‌خوارانید و مکارید و شوم 925
  • Bu mu sizin tedbiriniz, bu mu nücum bilginiz? Siz besbedava lokma yiyen hilekâr ve şom kişilersiniz.
  • من شما را بر درم و آتش زنم ** بینی و گوش و لبانتان بر کنم
  • Sizi öldürür, parçalatır, ateşlere atar, burunlarınızı, kulaklarınızı, dudaklarınızı kestirir…
  • من شما را هیزم آتش کنم ** عیش رفته بر شما ناخوش کنم
  • Sizi ateşe odun yapar, yiyip içtiklerinizi fitil fitil burnunuzdan getiririm.”
  • سجده کردند و بگفتند ای خدیو ** گر یکی کرت ز ما چربید دیو
  • Müneccimler, secde edip “Padişahım, Şeytan bu sefer bize galebe etti.
  • سالها دفع بلاها کرده‌ایم ** وهم حیران زانچ ماها کرده‌ایم
  • Fakat yılardır nice belâlar defettik. Yaptıklarımıza vehim bile hayran olmakta.
  • فوت شد از ما و حملش شد پدید ** نطفه‌اش جست و رحم اندر خزید 930
  • Bu sefer tedbirimiz, hiçe çıktı. O Peygamber’in anası gebe kaldı, o, ana rahmine düştü.
  • لیک استغفار این روز ولاد ** ما نگه داریم ای شاه و قباد
  • Düştü ama padişahım, suçumuzu, affettirmek için biz de doğum gününe dikkat ederiz.
  • روز میلادش رصد بندیم ما ** تا نگردد فوت و نجهد این قضا
  • Bu fırsatı da kaçırmamak, kaza ve kaderin zuhuruna mâni olmak için doğacağı günü hesaplayacak, gözleyeceğiz.
  • گر نداریم این نگه ما را بکش ** ای غلام رای تو افکار و هش
  • Ey akıllarla fikirler, reyinin kulu, kölesi olan padişah, bunu da yapamazsak bizi öldür” derler.
  • تا بنه مه می‌شمرد او روز روز ** تا نپرد تیر حکم خصم‌دوز
  • Firavun, düşmanları vurup öldüren takdir oku, yayından fırlamasın diye günden güne dokuz ayı sayıp duruyordu.
  • بر قضا هر کو شبیخون آورد ** سرنگون آید ز خون خود خورد 935
  • Takdirle savaşa girişen, takdire baskın yapmaya kalkışan, baş aşağı gelir, kendi kanına bulanır.
  • چون زمین با آسمان خصمی کند ** شوره گردد سر ز مرگی بر زند
  • Yer, göğe düşmanlığa kalkışırsa çoraklaşır, ölü haline girer.
  • نقش با نقاش پنجه می‌زند ** سبلتان و ریش خود بر می‌کند
  • Resim, ressamına pençe vurmaya kalkarsa kendi saçını sakalını yolmuş olur!
  • خواندن فرعون زنان نوزاده را سوی میدان هم جهت مکر
  • Firavunun hileye girişerek yeni doğuran kadınları meydana çağırması
  • بعد نه مه شه برون آورد تخت ** سوی میدان و منادی کرد سخت
  • Dokuz ay sonra padişah, yine tahtını meydana kurdurup tellâllar çağırttı.
  • کای زنان با طفلکان میدان روید ** جمله اسرائیلیان بیرون شوید
  • Tellâllar, “Kadınlar, bütün israiloğullarının kadınları çocuklarıyla meydana gelsinler.
  • آنچنانک پار مردان را رسید ** خلعت و هر کس ازیشان زر کشید 940
  • Bundan önce erkekler, ihsanlara nail oldular. Elbiseler, altınlar elde ettiler.
  • هین زنان امسال اقبال شماست ** تا بیابد هر یکی چیزی که خواست
  • Kadınlar, bu yıl devlet sizin. Herkes dilediği şeye nail olacak.
  • مر زنان را خلعت و صلت دهد ** کودکان را هم کلاه زر نهد
  • Padişah, kadınlara elbise verecek, ihsanlar edecek. Çocukların başlarına da altın külâhlar koyacak.
  • هر که او این ماه زاییدست هین ** گنجها گیرید از شاه مکین
  • Padişah diyor ki “Hele bu ay doğanlar yok mu, bilhassa onlar ihsanıma, hazinelerime ulaşacaklar” diye bağırdılar.
  • آن زنان با طفلکان بیرون شدند ** شادمان تا خیمه‌ی شه آمدند
  • Kadınlar, sevindiler, çocuklarıyla çıktılar, padişahın otağına kadar gittiler.
  • هر زن نوزاده بیرون شد ز شهر ** سوی میدان غافل از دستان و قهر 945
  • Yeni doğurmuş olan her kadın, hileden, kahırdan emin bir halde şehirden çıkıp meydana yöneldi.
  • چون زنان جمله بدو گرد آمدند ** هرچه بود آن نر ز مادر بستدند
  • Kadınların hepsi toplanınca erkek çocukları analarının kucaklarından aldılar.
  • سر بریدندش که اینست احتیاط ** تا نروید خصم و نفزاید خباط
  • Düşman doğmasına, felâket artmasın diye güya ihtiyata riayet ederek başlarını kestiler.
  • بوجود آمدن موسی و آمدن عوانان به خانه‌ی عمران و وحی آمدن به مادر موسی کی موسی را در آتش انداز
  • Musa’nın vücuda gelmesi, memurların İmran’ın evine gelmeleri, Musa’nın anasına, Musa’yı ateşe at diye vahiy edilmesi
  • خود زن عمران که موسی برده بود ** دامن اندر چید از آن آشوب و دود
  • Musa’yı doğurmuş olan İmran’ın karısına gelince elini, eteğini çekmiş, o kargaşalıktan, o toz dumandan kurtulmuştu.
  • آن زنان قابله در خانه‌ها ** بهر جاسوسی فرستاد آن دغا
  • Fakat o alçak Firavun, evlere de hafiye olarak ebeler gönderdi.