English    Türkçe    فارسی   

4
1019-1043

  • می‌شکافد آسمان از شادیش ** خاک چون سوسن شده ز آزادیش
  • Gökyüzü neşesinden yarılmada... Yeryüzü, azadeliğinden süsene dönmektedir!
  • ظاهرت با باطنت ای خاک خوش ** چونک در جنگ‌اند و اندر کش‌مکش 1020
  • Ey güzel toprak, mademki dış yüzün iç yüzünle savaşta, çekişte...
  • هر که با خود بهر حق باشد به جنگ ** تا شود معنیش خصم بو و رنگ
  • Kim kendisiyle savaşa girişirse nihayet hakikati, bulur, rengin, kokunun ( görünüşün ) düşmanı olur.
  • ظلمتش با نور او شد در قتال ** آفتاب جانش را نبود زوال
  • Karanlığı nuruyla muharebeye girişenin can güneşine zeval yoktur.
  • هر که کوشد بهر ما در امتحان ** پشت زیر پایش آرد آسمان
  • Bizim için sınamalara giren, bizim için çalışan kişinin ayağına gök bile sırt verir!
  • ظاهرت از تیرگی افغان کنان ** باطن تو گلستان در گلستان
  • Zahirin karanlıklardan feryat etmede ama içyüzün gül bahçesi içinde için de gül bahçesi!
  • قاصد او چون صوفیان روترش ** تا نیامیزند با هر نورکش 1025
  • O, ekşi suratlı sofiler gibi nur söndüren kişilerle karışıp uzlaşmamak niyetinde.
  • عارفان روترش چون خارپشت ** عیش پنهان کرده در خار درشت
  • Ekşi suratlı arifler, kirpiye benzerler... Sert dikenlerin dibinde gizlice zevki safâdadır onlar.
  • باغ پنهان گرد باغ آن خار فاش ** کای عدوی دزد زین در دور باش
  • Bahçe gizlidir de bahçenin çevresindeki diken meydanda... Yani ey düşman hırsız, bu kapıdan uzaklaş derler!
  • خارپشتا خار حارس کرده‌ای ** سر چو صوفی در گریبان برده‌ای
  • Ey kirpi, kendine dikeni bekçi yapmışsın... Başını, sofiler gibi içine çekmişsin.
  • تا کسی دوچار دانگ عیش تو ** کم شود زین گلرخان خارخو
  • İstiyorsun ki şu gül yüzlü, fakat diken huylu kişilerden hiç kimse, senin azıcık bir zevkine bile ilişmesin!
  • طفل تو گرچه که کودک‌خو بدست ** هر دو عالم خود طفیل او بدست 1030
  • Senin çocuğun, çocuk huylu ama iki âlem de onun yavrucağı... Onun için yaratılmış!
  • ما جهانی را بدو زنده کنیم ** چرخ را در خدمتش بنده کنیم
  • Biz, âlemi onunla diriltir, feleği onun hizmetine kul, köle ederiz!
  • گفت عبدالمطلب کین دم کجاست ** ای علیم السر نشان ده راه راست
  • Abdülmuttalip “şimdi nerede ey gizlileri bilen, bana ona varacak doğru yolu göster” dedi.
  • نشان خواستن عبدالمطلب از موضع محمد علیه‌السلام کی کجاش یابم و جواب آمدن از اندرون کعبه و نشان یافتن
  • Abdülmuttalib’in, Muhammed aleyhisselâm nerede onu bildir de bulayım diye niyaz etmesi, Kâbe içinden ses gelip yerinin bildirilmesi
  • از درون کعبه آوازش رسید ** گفت ای جوینده آن طفل رشید
  • Kâbe içinden Abdülmuttalib’e ses geldi: “Ey o aklı başında olan çocuğu arayan,
  • در فلان وادیست زیر آن درخت ** پس روان شد زود پیر نیکبخت
  • Filan vadide, falan ağacın altında!” O iyi bahtlı, bu sesi duyunca hemen yürüdü.
  • در رکاب او امیران قریش ** زانک جدش بود ز اعیان قریش 1035
  • Ardınca da Kureyş emirleri gidiyorlardı. Çünkü Peygamber’in atası Kureyş ulularındandı.
  • تا به پشت آدم اسلافش همه ** مهتران بزم و رزم و ملحمه
  • Âdem Peygamber’e kadar bütün geçmişleri, mecliste de en ulu kişilerdi, savaşta da!
  • این نسب خود پوست او را بوده است ** کز شهنشاهان مه پالوده است
  • Bu soy, zahiri soyuydu... Ulu padişahlar padişahından süzülmeydi.
  • مغز او خود از نسب دورست و پاک ** نیست جنسش از سمک کس تا سماک
  • İçiyse zaten soydan, soptan uzaktı, paktı... Balıktan “simak” denilen yıldıza kadar onunla cins ve eşit olacak kimse yoktu!
  • نور حق را کس نجوید زاد و بود ** خلعت حق را چه حاجت تار و پود
  • Hak nurunun kimden doğduğunu, nasıl vücut bulduğunu kimse aramaz. Allah halkının nescini arayıp sormaya ne lüzum var?
  • کمترین خلعت که بدهد در ثواب ** بر فزاید بر طراز آفتاب 1040
  • Allah’ın sevap karşılığı olarak verdiği en bayağı hil’at bile güneş ziyasından daha parlak, daha üstündür!
  • بقیه‌ی قصه‌ی دعوت رحمت بلقیس را
  • Belkıs’ı rahmete çağırma hikâyesinin arta kalanı
  • خیز بلقیسا بیا و ملک بین ** بر لب دریای یزدان در بچین
  • Kalk ey Belkıs, gel de devleti, saltanatı gör... Allah denizi kıyısında inciler topla!
  • خواهرانت ساکن چرخ سنی ** تو بمرداری چه سلطانی کنی
  • Kız kardeşlerin, yüce göklerde oturuyor... Sen neden murdar bir şeye padişahlık eder durursun?
  • خواهرانت را ز بخششهای راد ** هیچ می‌دانی که آن سلطان چه داد
  • O padişahın, kız kardeşlerine yüce ve bol bahşişlerden neler verdiğini hiç bilir misin?