English    Türkçe    فارسی   

6
1432-1456

  • جان مادر چشم روشن گویدت  ** جز غم و حسرت از آن نفزویدت 
  • Anasının canı, gözümün nuru der ama günden güne artan duran dertten, hasretten başka bir şey vermez sana.
  • مر پدر را گوید آن مادر جهار  ** که ز مکتب بچه‌ام شد بس نزار 
  • O ana, babaya açıkça, yavrucuğum mektepten bezdi, soldu sarardı der..
  • از زن دیگر گرش آوردیی  ** بر وی این جور و جفا کم کردیی 
  • Başka karından olsaydı ona bu kadar cefada bulunmazdın.
  • از جز تو گر بدی این بچه‌ام  ** این فشار آن زن بگفتی نیز هم  1435
  • Doğrusunu istersen bu yavrucuk, senin oğlun olmasaydı ve ben doğurmasaydım, yine anası, bu sözü söylerdi!
  • هین بجه زن مادر و تیبای او  ** سیلی بابا به از حلوای او 
  • Kendine gel, bu anadan , onun merhametinden kaç. Babanın sillesi, onun helvasından yeğdir.
  • هست مادر نفس و بابا عقل راد  ** اولش تنگی و آخر صد گشاد 
  • Ana nefistir…Baba da cömert akıl. Akla uyan önce daralır ama sonunda yüzlerce genişliğe uğrar.
  • ای دهنده‌ی عقلها فریاد رس  ** تا نخواهی تو نخواهد هیچ کس 
  • Ey akılları ihsan eden Allah, feryada yetiş. Sen bir şey dilemezsen hiç kimse dilemez.
  • هم طلب از تست و هم آن نیکوی  ** ما کییم اول توی آخر توی 
  • İstek de sendedir, ihsan da. Biz kimiz ki? Evvel de sensin , âhır da.
  • هم بگو تو هم تو بشنو هم تو باش  ** ما همه لاشیم با چندین تراش  1440
  • Hem sen söyle, hem sen dinle, hem sen ol. Biz bunca malımız mülkümüzle yine hiçbir şey değiliz.
  • زین حواله رغبت افزا در سجود  ** کاهلی جبر مفرست و خمود 
  • Yarabbi, bize tekliflerde bulundun, lûtfet de secdeye rağbetimizi artır;bize cebir tembelliğini gönderip şevkimizi söndürme.
  • جبر باشد پر و بال کاملان  ** جبر هم زندان و بند کاهلان 
  • Cebir, kâmillerin kolu, kanadıdır.. Tembellerin bağı, zindanı.
  • هم‌چو آب نیل دان این جبر را  ** آب مومن را و خون مر گبر را 
  • Bu cebri, Nil suyu gibi bil. Mümine sudur, kâfire kan.
  • بال بازان را سوی سلطان برد  ** بال زاغان را به گورستان برد 
  • Kanat, doğan kuşlarını padişaha götürür, kuzgunları mezarlığa.
  • باز گرد اکنون تو در شرح عدم  ** که چو پازهرست و پنداریش سم  1445
  • Şimdi sen, yokluğu anlatmayı bırak. Çünkü panzehire benzer de zehir sanırsın.
  • هم‌چو هندوبچه هین ای خواجه‌تاش  ** رو ز محمود عدم ترسان مباش 
  • Ey kapı yoldaşı, kendine gel. Hintli çocuk gibi yokluk Mahmudundan korkma sakın.
  • از وجودی ترس که اکنون در ویی  ** آن خیالت لاشی و تو لا شیی 
  • Şimdi bürünmüş olduğun varlıktan kork. O varlık hayali bir şey değildir, sen de bir şey değilsin!
  • لاشیی بر لاشیی عاشق شدست  ** هیچ نی مر هیچ نی را ره زدست 
  • Hiçbir şey olmayan bir şey, hiçbir şey olmayan bir şeye âşık olmuş; hiç var olmamış , hiç var olmamışın yolunu kesmiştir.
  • چون برون شد این خیالات از میان  ** گشت نامعقول تو بر تو عیان 
  • Bu hayaller, ortadan kalktı mı akla sığmaz şeylerin apaçık görünür sana!
  • لیس للماضین هم الموت انما لهم حسره الموت 
  • “Geçip gitmiş olanlara ölüm yüzünden elem ve sıkıntı yoktur; onlar ancak ellerinde olanı kaybettiler, ona acınırlar”
  • راست گفتست آن سپهدار بشر  ** که هر آنک کرد از دنیا گذر  1450
  • 1450.İnsanların başbuğu doğru söylemiştir: “Dünyadan geçip giden kişinin
  • نیستش درد و دریغ و غبن موت  ** بلک هستش صد دریغ از بهر فوت 
  • Ölüm yüzünden bir derdi, bir acısı yoktur.Elindekini kaçırdığından dolayı, yüzlerce acıya düşer.”
  • که چرا قبله نکردم مرگ را  ** مخزن هر دولت و هر برگ را 
  • Neden her devletin , her nimetin mahzeni olan ölümü kıble edinmedim?
  • قبله کردم من همه عمر از حول  ** آن خیالاتی که گم شد در اجل 
  • Şaşkınlığımdan bütün ömrümce hayalleri kıble edindim, onlar da ecel gelince kaybolup gittiler der.
  • حسرت آن مردگان از مرگ نیست  ** زانست کاندر نقشها کردیم ایست 
  • ölenlerin hasreti ölüm değildir. Neden suretlere kapıldık? Diye acınırlar.
  • ما ندیدیم این که آن نقش است و کف  ** کف ز دریا جنبد و یابد علف  1455
  • Bunların bir suretten, köpükten ibaret olduğunu görmedik. Halbuki köpük, denizden doğar, denizde gelişir ve hareket eder.
  • چونک بحر افکند کفها را به بر  ** تو بگورستان رو آن کفها نگر 
  • Deniz , köpükleri karaya attı mı mezarlığa git de o köpükleri seyret!