English    Türkçe    فارسی   

6
3464-3488

  • وان خیالی باشد و ابریق نی  ** قصد آن دلال جز تخریق نی 
  • Halbuki o su ibriği değildir, bir hayalden ibarettir. O vasıtalık eden ibrik, ancak bir hile peşindedir. Bir kötülük yapmak ister.
  • این زمان که تو صحیح و فربهی  ** صدق را بهر خیالی می‌دهی  3465
  • Şimdi sağlam ve semizken bile doğru şeyi bir hayal için verip duruyorsun.
  • می‌فروشی هر زمانی در کان  ** هم‌چو طفلی می‌ستانی گردگان 
  • Çocuk gibi her an madendeki inciyi satıp yerine ceviz almaktasın.
  • پس در آن رنجوری روز اجل  ** نیست نادر گر بود اینت عمل 
  • Ecel gününün o hastalığında böyle bir şeyi yaparsan şaşılmaz artık.
  • در خیالت صورتی جوشیده‌ای  ** هم‌چو جوزی وقت دق پوسیده‌ای 
  • Hayalinde bir surettir coşmuştur. Fakat sınama zamanında ceviz gibi çürümüş bir şey.
  • هست از آغاز چون بدر آن خیال  ** لیک آخر می‌شود هم‌چون هلال 
  • O hayal ilk zuhur ettiği zaman dolunay gibidir. Ama sonunda yeni aya döner.
  • گر تو اول بنگری چون آخرش  ** فارغ آیی از فریب فاترش  3470
  • Önce bakınca onu sonra ne hale gelecekse öyle görürsen, aldanmaz, ondan kurtulursun.
  • جوز پوسیده‌ست دنیا ای امین  ** امتحانش کم کن از دورش ببین 
  • Ey emin kişi! Dünya çürük bir cevizdir. Onu pek sınama, uzaktan bak.
  • شاه دید آن اسپ را با چشم حال  ** وآن عمادالملک با چشم مل 
  • Padişah, o atı hal gözüyle gördü, İmadülmülk meal gözüyle.
  • چشم شه دو گز همی دید از لغز  ** چشم آن پایان‌نگر پنجاه گز 
  • Padişahın gözü titredi, ancak iki arşınlık yolu gördü. O sonu gören erse elli arşınlık yolu gördü.
  • آن چه سرمه‌ست آنک یزدان می‌کشد  ** کز پس صد پرده بیند جان رشد 
  • Tanrının insanın gözüne çektiği o sürme, ne sürmedir ki can, yüzlerce perdenin ardındaki yolu görür.
  • چشم مهتر چون به آخر بود جفت  ** پس بدان دیده جهان را جیفه گفت  3475
  • Kainatın ulusunun gözü, sonu görmeyle eş olmuştu. O yüzden cihanı leş gördü.
  • زین یکی ذمش که بشنود او وحسپ  ** پس فسرد اندر دل شه مهر اسپ 
  • Padişah, bir kerecik bu zemmi duymakla iktifa etti; gönlü attan soğudu gitti.
  • چشم خود بگذاشت و چشم او گزید  ** هوش خود بگذاشت و قول او شنید 
  • Kendi gözünü bıraktı, onun gözünü kabul etti.
  • این بهانه بود و آن دیان فرد  ** از نیاز آن در دل شه سرد کرد 
  • Kendi aklını bıraktı, onun sözünü duydu.
  • در ببست از حسن او پیش بصر  ** آن سخن بد در میان چون بانگ در 
  • Bu bir bahaneydi. O tek Tanrı, at sahibinin yalvarması yüzünden Padişahı attan soğuttu. Atın güzelliğini örttü ona göstermedi. O söz de arada kapı gıcırtısı gibiydi.
  • پرده کرد آن نکته را بر چشم شه  ** که از آن پرده نماید مه سیه  3480
  • O sözü padişahın gözüne bir perde yaptı. Ay, o perdenin ardından kara göründü.
  • پاک بنایی که بر سازد حصون  ** در جهان غیب از گفت و فسون 
  • Ne temiz mimar ki gayp aleminde sözle, afsunla kaleler yapar.
  • بانگ در دان گفت را از قصر راز  ** تا که بانگ وا شدست این یا فراز 
  • Sözü, sır köşkünün kapısının sesi bil. Bu ses kapının açılmasından mı geliyor kapının kapanmasından mı? Buna dikkat et.
  • بانگ در محسوس و در از حس برون  ** تبصرون این بانگ و در لا تبصرون 
  • Kapı sesi duyulur kapı görünmez. Bu sesi görürsünüz kapıyı görmezsiniz.
  • چنگ حکمت چونک خوش‌آواز شد  ** تا چه در از روض جنت باز شد 
  • Hikmet çengi o bir ses verdi mi dikkat et. Bakalım cennet kapılarından hangisi açıldı.
  • بانگ گفت بد چو دروا می‌شود  ** از سقر تا خود چه در وا می‌شود  3485
  • Kötü söz kapısı açıldı mı bak bakalım cehennemin hangi kapısı açıldı?
  • بانگ در بشنو چو دوری از درش  ** ای خنک او را که وا شد منظرش 
  • Kapısından uzak olsan da sesini duy. Ne mutlu gözü de açık olan kişiye!
  • چون تو می‌بینی که نیکی می‌کنی  ** بر حیات و راحتی بر می‌زنی 
  • İyilik ettiğin müddetçe görürsün ki iyi yaşamaktasın gönlün rahat.
  • چونک تقصیر و فسادی می‌رود  ** آن حیات و ذوق پنهان می‌شود 
  • Fakat bir kötülükte bulundun, bir fenalık ettin mi o yaşayış o zevk gizleniverir.