English    Türkçe    فارسی   

3
1272-1321

  • ما چو کشتیها بهم بر می‌زنیم ** تیره‌چشمیم و در آب روشنیم
  • Biz, gemilere benziyoruz. Aydın denizin içindeyiz de gözlerimiz görmüyor, birbirimize çarpıp duruyoruz.
  • ای تو در کشتی تن رفته به خواب ** آب را دیدی نگر در آب آب
  • Ey ten gemisine binmiş, uykuya dalmış adam, denizi gördün ama asıl denizin denizine bak!
  • آب را آبیست کو می‌راندش ** روح را روحیست کو می‌خواندش
  • Denizin de bir denizi var, onu sürüp duruyor. Ruhun da bir ruhu var, onu istediği tarafa çeker çevirir?
  • موسی و عیسی کجا بد کفتاب ** کشت موجودات را می‌داد آب 1275
  • Güneş, bütün varlık ekinini suladığı vakit Musa neredeydi, İsa nerde?
  • آدم و حوا کجا بد آن زمان ** که خدا افکند این زه در کمان
  • Allah bu yaya kiriş taktığı zaman Âdem neredeydi, Havva nerede?
  • این سخن هم ناقص است و ابترست ** آن سخن که نیست ناقص آن سرست
  • Bu söz de noksandır, bu sözün de bir neticesi yoktur. Noksan olmayan söz o tarafa, hakikat âlemine ait olan sözdür.
  • گر بگوید زان بلغزد پای تو ** ور نگوید هیچ از آن ای وای تو
  • eksik
  • ور بگوید در مثال صورتی ** بر همان صورت بچفسی ای فتی
  • Fakat sana söylense hemencecik o misale yapışır, o sureti hakikat sanırsın a yiğidim!
  • بسته‌پایی چون گیا اندر زمین ** سر بجنبانی ببادی بی‌یقین 1280
  • Ot gibi ayağın yere bağlı… Hakikate erişemez de bir yelle başını sallar durursun.
  • لیک پایت نیست تا نقلی کنی ** یا مگر پا را ازین گل بر کنی
  • Ayağın yok ki bir yerden bir yere gidebilesin yahut çalışıp çabalayıp ayağını bu balçıktan kurtarasın.
  • چون کنی پا را حیاتت زین گلست ** این حیاتت را روش بس مشکلست
  • Nasıl kurtarabilir, nasıl bu balçıktan ayağının çekebilirsin? Hayatın bu balçıktan. Hayatını terk etmekse senin için pek müşkül bir şey!
  • چون حیات از حق بگیری ای روی ** پس شوی مستغنی از گل می‌روی
  • Fakat ey yoksul adam, Hak’tan hayat bulursan topraktan müstağni olur, bu balçığı o vakit terk edersin.
  • شیر خواره چون ز دایه بسکلد ** لوت‌خواره شد مرورا می‌هلد
  • Süt emen çocuk dadıdan vazgeçti mi yemek yemeğe başlar, artık onu bırakır gider.
  • بسته‌ی شیر زمینی چون حبوب ** جو فطام خویش از قوت القلوب 1285
  • Sen, topraktan biten taneler gibi yerin sütüne bağlanmış, ona bağlanmış, ona alışmışsın. Kalplerin gıdasına alış da bu sütten kesilmeye bak!
  • حرف حکمت خور که شد نور ستیر ** ای تو نور بی‌حجب را ناپذیر
  • Ey hicapsız nurları kabul etmeye istidadı olmayan kişi, hiç olmazsa harflerde gizlenmiş bir nur olan hikmet sözlerini duy, onları ye!
  • تا پذیرا گردی ای جان نور را ** تا ببینی بی‌حجب مستور را
  • Böyle böyle o hicapsız nuru da kabul etmeye istidat kazanır, gizli nuru da hicapsız olarak görürsün.
  • چون ستاره سیر بر گردون کنی ** بلک بی گردون سفر بی‌چون کنی
  • Bu suretle yıldız gibi felekte seyreder, hatta felekten hariç keyfiyetsiz seferlere düşersin!
  • آنچنان کز نیست در هست آمدی ** هین بگو چون آمدی مست آمدی
  • Yokluktan varlığa geldin ya… Kendine gel, geldin ama nasıl geldin Sarhoşça… Hiç kendinden haberin yok!
  • راههای آمدن یادت نماند ** لیک رمزی بر تو بر خواهیم خواند 1290
  • Geldiğin yollar aklında bile kalmadı. Fakat biz yine sana bir remiz söyleyecek, bir şey hatırlatacağız.
  • هوش را بگذار وانگه هوش‌دار ** گوش را بر بند وانگه گوش دار
  • Bu aklı terk et de hakikî akla ulaş. Bu kulağı tıka da hakikî kulak kesil!
  • نه نگویم زانک خامی تو هنوز ** در بهاری تو ندیدستی تموز
  • Hayır hayır… Söyleyeceğim, çünkü henüz hamsın sen. Daha ilkbahardasın, Temmuzu görmedin bile!
  • این جهان همچون درختست ای کرام ** ما برو چون میوه‌های نیم‌خام
  • Ey ulular, bu cihan bir ağaca benzer; biz de bu âlemdeki yarı ham, yarı olmuş meyveler gibiyiz.
  • سخت گیرد خامها مر شاخ را ** زانک در خامی نشاید کاخ را
  • Ham meyveler, daha iyice yapışmıştır, oradan kolay kolay kopmazlar. Çünkü ham meyve köşke, saraya lâyık değildir ki.
  • چون بپخت و گشت شیرین لب‌گزان ** سست گیرد شاخها را بعد از آن 1295
  • Fakat oldu da tatlılaştı, dudağı ısırır bir hale geldi mi artık dallara iyi yapışmaz, hemen düşüverir.
  • چون از آن اقبال شیرین شد دهان ** سرد شد بر آدمی ملک جهان
  • O baht ve ikbal yüzünden adamın ağzı tatlılaştı mı insana bütün cihan mülkü soğuk gelir.
  • سخت‌گیری و تعصب خامی است ** تا جنینی کار خون‌آشامی است
  • Bir şeye sımsıkı yapışmak, bir şeyde taassup göstermek hamlıktır. Sen ana karnında çocuk halindeyken işin gücün ancak kan içmeden ibarettir.
  • چیز دیگر ماند اما گفتنش ** با تو روح القدس گوید بی منش
  • Söylenecek bir şey daha kaldı ama ben söylemeyeceğim, sana onu Ruhulkudüs bensiz söylesin.
  • نه تو گویی هم بگوش خویشتن ** نه من ونه غیرمن ای هم تو من
  • Hayır hayır… Ruhulkudüs değil, sen kendin, kendi kulağına söylersin… Orada hakikatte ne ben varım, ne benden başkası, sen de bensin zaten canım efendim!
  • همچو آن وقتی که خواب اندر روی ** تو ز پیش خود به پیش خود شوی 1300
  • Bu rüyaya benzer. Uykuya daldın mı kendinden geçer, fakat yine kendinden kendine gelmiş olursun.
  • بشنوی از خویش و پنداری فلان ** با تو اندر خواب گفتست آن نهان
  • Kendini duyar, dinler de senden başka gizli bir adam rüyada sana söz söylüyor sanırsın.
  • تو یکی تو نیستی ای خوش رفیق ** بلک گردونی ودریای عمیق
  • A güzelim yoldaşım, sen alelâde tek bir adam değilsin ki. Sen bir âlemsin, sen bir derin denizsin.
  • آن تو زفتت که آن نهصدتوست ** قلزمست وغرقه گاه صد توست
  • O senin muazzam varlığın yok mu. O belki dokuz yüz kattır. O, dibi, kıyısı bulunmayan bir denizdir, yüzlerce âlem, o denize dalar gark olup gider.
  • خود چه جای حد بیداریست و خواب ** دم مزن والله اعلم بالصواب
  • Zaten burası ne uyanıklık yeri, ne uyku yeri. Buradan bahsetme, Allah, doğrusunu daha iyi bilir.
  • دم مزن تا بشنوی از دم ز نان ** آنچ نامد در زبان و در بیان 1305
  • Bahsetme de asıl bu âlemden bahse muktedir olanlardan dile gelmez, söze sığmaz bahisler işit!
  • دم مزن تا بشنوی زان آفتاب ** آنچ نامد درکتاب و در خطاب
  • Bahsetme de o güneşten kitaba yazılmaz, hitaba girmez sözler duy!
  • دم مزن تا دم زند بهر تو روح ** آشنا بگذار در کشتی نوح
  • Bahsetme de sana bu âlemden ruhun bahsetsin… Nuh’un gemisinde yüzgeçlik bahsini bırak!
  • همچو کنعان کشنا می‌کرد او ** که نخواهم کشتی نوح عدو
  • Bu bahse girersen Kenan’a benzersin. Bana düşman olan Nuh’un gemisini istemem diye o da yüzmeye girişmişti.
  • هی بیا در کشتی بابا نشین ** تا نگردی غرق طوفان ای مهین
  • Nuh, ona “Hey, gel, babanın gemisine gir de behey aşağılık oğul, tufana gark olma” demişti.
  • گفت نه من آشنا آموختم ** من بجز شمع تو شمع افروختم 1310
  • O, “Hayır, ben yüzme öğrendim. Senin mumundan başka bir mum yaktım” diye cevap verdi.
  • هین مکن کین موج طوفان بلاست ** دست و پا و آشنا امروز لاست
  • Nuh, “Kendine gel, buna belâ tufanının dalgası derler. Bugün yüzme bilenin eli, ayağı bir işe yaramaz” dedi.
  • باد قهرست و بلای شمع کش ** جز که شمع حق نمی‌پاید خمش
  • Fakat Kenan dedi ki: “Yok yok… Ben o yüce dağa çıkarım; o dağ beni her türlü belâdan kurtarır.”
  • گفت نه رفتم برآن کوه بلند ** عاصمست آن که مرا از هر گزند
  • Nuh, “Aklını başına topla, şimdi dağ, bir saman çöpü mesabesindedir.
  • هین مکن که کوه کاهست این زمان ** جز حبیب خویش را ندهد امان
  • Allah, kendi dostundan başkasına aman vermez” dediyse de Kenan,
  • گفت من کی پند تو بشنوده‌ام ** که طمع کردی که من زین دوده‌ام 1315
  • Ben ne vakit senin öğüdünü dinledim ki benim de sana uyanlardan olmama tamah ettin,
  • خوش نیامد گفت تو هرگز مرا ** من بری‌ام از تو در هر دو سرا
  • Senin sözün bana hiç hoş gelmedi ki… Ben, iki âlemde de senden uzağım “ dedi.
  • هین مکن بابا که روز ناز نیست ** مر خدا را خویش وانباز نیست
  • Nuh, “Yapma yavrum, bugün, naz günü değildir… Allah’ın ne eşi var, ne benzeri!
  • تا کنون کردی واین دم نازکیست ** اندرین درگاه گیرا ناز کیست
  • Şimdiye kadar inat etmedin ama bu zaman, nazik bir zaman. Bu kapıda kimin nazı geçer ki?
  • لم یلد لم یولدست او از قدم ** نه پدر دارد نه فرزند و نه عم
  • O, ezelde “Doğmadı da, doğurmaz da” hakikatine mahzardır. Allah’ın ne babası var, ne oğlu, ne amcası!
  • ناز فرزندان کجا خواهد کشید ** ناز بابایان کجا خواهد شنید 1320
  • Oğulların nazını nerden çekecek, babaların niyazını nerden duyacak?
  • نیستم مولود پیراکم بناز ** نیستم والد جوانا کم گراز
  • “Ey ihtiyar, ben doğmadım, bana az nazlan… Ey genç, ben baba değilim, öyle pek salınma!