English    Türkçe    فارسی   

3
153-202

  • از کباب پیل‌زاده خورده بود ** بر درانید و بکشتش پیل زود
  • Yavrusunu kebap edip yiyenleri hemencecik paraladı öldürdü.
  • در زمان او یک بیک را زان گروه ** می‌درانید و نبودش زان شکوه
  • O anda hepsini de birer, birer paralıyor, onlardan hiç de ürkmüyordu.
  • بر هوا انداخت هر یک را گزاف ** تا همی‌زد بر زمین می‌شد شکاف 155
  • Onların her birini havaya kaldırıp yere vurarak parçalamaktaydı.
  • ای خورنده‌ی خون خلق از راه برد ** تا نه آرد خون ایشانت نبرد
  • Ey halkın kanını emen, bu işten uzaklaş, halkın kanı seni savaşa düşürmesin.
  • مال ایشان خون ایشان دان یقین ** زانک مال از زور آید در یمین
  • Bil ki halkın malı kanı demektir. Çünkü mal güçle, kuvvetle çalışmayla ele geçer.
  • مادر آن پیل‌بچگان کین کشد ** پیل بچه‌خواره را کیفر کشد
  • O fil yavrularının anaları kan güder, fil yavrusu yiyenden öç alır, öldürür.
  • پیل‌بچه می‌خوری ای پاره‌خوار ** هم بر آرد خصم پیل از تو دمار
  • Ey rüşvet alan, sen fil yavrusu yemektesin. Sana düşman olan fil, kökünü kazır, seni mahveder.
  • بوی رسوا کرد مکر اندیش را ** پیل داند بوی طفل خویش را 160
  • Hilelere sapanı koku, rüsvay etti. Fil yavrusunun kokusunu bilir.
  • آنک یابد بوی حق را از یمن ** چون نیابد بوی باطل را ز من
  • Hak kokusunu Yemen’den duyan bendeki bâtıl kokuyu nasıl olurda duymaz?
  • مصطفی چون برد بوی از راه دور ** چون نیابد از دهان ما بخور
  • Mustafa, ta uzak yoldan koku alır da ağzımızda ki güzel kokuyu nasıl almaz?
  • هم بیابد لیک پوشاند ز ما ** بوی نیک و بد بر آید بر سما
  • Duyar, duyar ama yüzümüze vurmaz, örter. İyi koku da göklere çıkar, kötü koku da.
  • تو همی‌خسپی و بوی آن حرام ** می‌زند بر آسمان سبزفام
  • Sen uyuyup durursun, o haram koku ise şu yeşil gökyüzüne urup durur.
  • همره انفاس زشتت می‌شود ** تا به بوگیران گردون می‌رود 165
  • Seni çirkin nefeslerine yoldaş olup felekte kokuları alanlara kadar gider.
  • بوی کبر و بوی حرص و بوی آز ** در سخن گفتن بیاید چون پیاز
  • Kibir, hırs, şehvet kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar.
  • گر خوری سوگند من کی خورده‌ام ** از پیاز و سیر تقوی کرده‌ام
  • Yemin eder de “Ben onları ne zaman yedim? Soğandan da çekinmekteyim, sarımsaktan da” dersen
  • آن دم سوگند غمازی کند ** بر دماغ همنشینان بر زند
  • O yalan yemini ederken nefesin, kovuculuk eder. Kokusu seninle beraber oturanların dimağına vurur.
  • پس دعاها رد شود از بوی آن ** آن دل کژ می‌نماید در زبان
  • O koku yüzünden dualar reddedilir. O kötü kalp, sözle kendisini gösterir.
  • اخسا آید جواب آن دعا ** چوب رد باشد جزای هر دغا 170
  • O duaya “Sesinizi kesin” cevabı gelir. Her azgının cezası onu kovan sopadır.
  • گر حدیثت کژ بود معنیت راست ** آن کژی لفظ مقبول خداست
  • Fakat sözün eğri, özün doğru olursa o söz eğriliği, Allah’a makbuldür.
  • بیان آنک خطای محبان بهترست از صواب بیگانگان بر محبوب
  • Dostların hatası, yabancıların doğrusundan daha iyidir.
  • آن بلال صدق در بانگ نماز ** حی را هی همی‌خواند از نیاز
  • O doğru sözlü Bilâl, ezan okurken “Hayyı alesselâ, Hayyı alelfelâh- Haydin namaza, Haydin felâha” cümlelerindeki “Hayyı- haydin” kelimesini “Heyyi” diye okurdu.
  • تا بگفتند ای پیمبر راست نیست ** این خطا اکنون که آغاز بناست
  • Nihayet Peygamber’e dediler ki: “Ya Resulâllâh, bina yeni kuruluyor. Bu hata, hiç de doğru değil.
  • ای نبی و ای رسول کردگار ** یک مذن کو بود افصح بیار
  • Ey Allah habercisi, ey Allah resulü, ey Allah meydanının tek binicisi, daha fasih bir müezzin getir.
  • عیب باشد اول دین و صلاح ** لحن خواندن لفظ حی عل فلاح 175
  • Din daha yeni kurulur, doğruluk düzenlik daha yeni meydana gelirken “Hayyı alelfelâh”’ı yanlış okumak ayıptır.
  • خشم پیغامبر بجوشید و بگفت ** یک دو رمزی از عنایات نهفت
  • Peygamber’in hiddeti coştu. Gizli inayetlerden bir iki remiz söyleyip dedi ki :
  • کای خسان نزد خدا هی بلال ** بهتر از صد حی و خی و قیل و قال
  • “Ey aşağılık adamlar, Allah yanında Bilâl’in Heyyi’si yüzlerce hadan, hıdan, yüzlerce dedikodudan iyidir.
  • وا مشورانید تا من رازتان ** وا نگویم آخر و آغازتان
  • İşi çok karıştırmayın da sırrınızı açmayayım, önünüzü, sonunuzu söylemeyeyim.”
  • گر نداری تو دم خوش در دعا ** رو دعا می‌خواه ز اخوان صفا
  • Her duada güzel bir nefese sahip değilsen yürü, özü sözü doğru kardeşlerden dua iste.
  • امر حق به موسی علیه السلام که مرا به دهانی خوان کی بدان دهان گناه نکرده‌ای
  • Musa aleyhisselâm’a, Beni günah etmediğin ağızla çağır diye vahiy gelmesi
  • گفت ای موسی ز من می‌جو پناه ** با دهانی که نکردی تو گناه 180
  • Allah, “Ey Musa, bana suç etmediğin, kötü söylemediğin bir ağızla sığın, dua et” dedi.
  • گفت موسی من ندارم آن دهان ** گفت ما را از دهان غیر خوان
  • Musa, “Bende o ağız yok deyince Allah, “Başkasının ağzıyla dua et”
  • از دهان غیر کی کردی گناه ** از دهان غیر بر خوان کای اله
  • Başkasının ağzıyla nasıl günah edebilirsin? Yarabbi diye başkasının ağzıyla çağır” buyurdu.
  • آنچنان کن که دهانها مر ترا ** در شب و در روزها آرد دعا
  • Sen de öyle muamelede bulun ki ağızlar, gece gündüz sana dua edip dursunlar.
  • از دهانی که نکردستی گناه ** و آن دهان غیر باشد عذر خواه
  • Günah etmediğim ağız, başkasının özürler dileyen ağzıdır.
  • یا دهان خویشتن را پاک کن ** روح خود را چابک و چالاک کن 185
  • Yahut da kendi ağzını temizle, ruhunu çevik bir hale getir.
  • ذکر حق پاکست چون پاکی رسید ** رخت بر بندد برون آید پلید
  • Çünkü Allah adı temizdir, temizlik geldi mi pislik, pılısını pırtısını toparlayıp gider.
  • می‌گریزد ضدها از ضدها ** شب گریزد چون بر افروزد ضیا
  • Zıtlar, zıtlardan kaçar. Ziya parladı mı gece kalmaz.
  • چون در آید نام پاک اندر دهان ** نه پلیدی ماند و نه اندهان
  • Ağza temiz bir ad gelince de ne pislik kalır, ne gamlar, kederler.
  • بیان آنک الله گفتن نیازمند عین لبیک گفتن حق است
  • Yalvarırım Allah demesi, Hakk’ın Lebbeyk demesinin ta kendisidir
  • آن یکی الله می‌گفتی شبی ** تا که شیرین می‌شد از ذکرش لبی
  • Birisi her gece Allah der durur, bu zikrinden ağzı tatlılaşır, zevk alırdı.
  • گفت شیطان آخر ای بسیارگو ** این همه الله را لبیک کو 190
  • Şeytan “Ey çok söz söyleyen, bunca Allah demene karşılık onun Lebbeyk demesi nerde?
  • می‌نیاید یک جواب از پیش تخت ** چند الله می‌زنی با روی سخت
  • Allah tahtından bir cevap gelmiyor. Böyle utanmadan, sıkılmadan ne vakte dek Allah deyip duracaksın” dedi.
  • او شکسته‌دل شد و بنهاد سر ** دید در خواب او خضر را در خضر
  • Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu, yattı. Rüyada yeşiller giyinmiş Hızır’ı gördü.
  • گفت هین از ذکر چون وا مانده‌ای ** چون پشیمانی از آن کش خوانده‌ای
  • Hızır “Kendine gel, niçin zikri bıraktın, çağırdığın addan nasıl usandın, zikrinden nasıl pişman oldun?” dedi.
  • گفت لبیکم نمی‌آید جواب ** زان همی‌ترسم که باشم رد باب
  • Adam, cevap olarak “Lebbeyk sesi gelmiyor, kapıdan sürüleceğimden korkuyorum” deyince
  • گفت آن الله تو لبیک ماست ** و آن نیاز و درد و سوزت پیک ماست 195
  • Hızır ”Senin o Allah demen, bizim Lebbeyk dememizdir. Senin o niyazın derde düşmen, yanıp yakılman, bizim haberci çavuşumuzdur.
  • حیله‌ها و چاره‌جوییهای تو ** جذب ما بود و گشاد این پای تو
  • Senin hilelere düşmen, çareler araman, seni kendimize çekmemizden, ayağını çözmemizdendir.
  • ترس و عشق تو کمند لطف ماست ** زیر هر یا رب تو لبیکهاست
  • Korkun da bizim lütfumuzun kemendidir, aşkın da. Her Yarabbi demende bizim, efendim, buyur dememiz gizli” dedi.
  • جان جاهل زین دعا جز دور نیست ** زانک یا رب گفتنش دستور نیست
  • Bilgisiz adamın canı, bu duadan uzaktır. Çünkü Yarabbi demesine izin yok ki!
  • بر دهان و بر دلش قفلست و بند ** تا ننالد با خدا وقت گزند
  • Zarara, ziyana uğrayınca Allah’a sızlanmasın diye ağzında da kilit var, gönlünde de. Ağzı da bağlı, gönlü de.
  • داد مر فرعون را صد ملک و مال ** تا بکرد او دعوی عز و جلال 200
  • Firavuna yüzlerce mal, mülk verdi, o da nihayet ululuk, büyüklük dâvasına girişti.
  • در همه عمرش ندید او درد سر ** تا ننالد سوی حق آن بدگهر
  • O kötü yaradılışlı, Hakk’a sızlanmasın diye ömründe baş ağrısı bile görmedi.
  • داد او را جمله ملک این جهان ** حق ندادش درد و رنج و اندهان
  • Allah, ona bütün dünya mülkünü verdi de dert, elem, keder vermedi.