English    Türkçe    فارسی   

1
187-196

  • Dediler ki: “Ey lütuf sahibi üstat, ey marifette kâmil kişi! Öğülmen şehirlere yayılmıştır.
  • کای لطیف استاد کامل معرفت ** فاش اندر شهرها از تو صفت‌‌
  • İşte filân padişah, kuyumcubaşılık için seni seçti. Zira (bu işte) pek büyüksün, pek kâmilsin.
  • نک فلان شه از برای زرگری ** اختیارت کرد زیرا مهتری‌‌
  • Şimdicek şu elbiseyi, altın ve gümüşü al da gelince de padişahın havassından ve nedimlerinden olursun.”
  • اینک این خلعت بگیر و زر و سیم ** چون بیایی خاص باشی و ندیم‌‌
  • Adam; çok malı, çok parayı görünce gururlandı, şehirden çoluk çocuktan ayrıldı. 190
  • مرد مال و خلعت بسیار دید ** غره شد از شهر و فرزندان برید
  • Adam, neşeli bir halde yola düştü. Haberi yoktu ki padişah canına kastetmişti.
  • اندر آمد شادمان در راه مرد ** بی‌‌خبر کان شاه قصد جانش کرد
  • Arap atına binip sevinçle koşturdu, kendi kanının diyetini elbise sandı!
  • اسب تازی بر نشست و شاد تاخت ** خونبهای خویش را خلعت شناخت‌‌
  • Ey yüzlerce razılıkla sefere düşen ve bizzat kendi ayağı ile kötü bir kazaya giden!
  • ای شده اندر سفر با صد رضا ** خود به پای خویش تا سوء القضا
  • Hayalinde mülk, şeref ve ululuk. Fakat Azrail “Git, evet, muradına erişirsin” demekte!
  • در خیالش ملک و عز و مهتری ** گفت عزرائیل رو آری بری‌‌
  • O garip kişi yoldan gelince, hekim, onu padişahın huzuruna götürdü; 195
  • چون رسید از راه آن مرد غریب ** اندر آوردش به پیش شه طبیب‌‌
  • Güzellik mumunun başı ucunda yakılması için onu, padişahın yanına izzet ve ikramla iletti.
  • سوی شاهنشاه بردندش به ناز ** تا بسوزد بر سر شمع طراز