English    Türkçe    فارسی   

1
2538-2547

  • Hepsi de ümitsiz bir hale gelince kuşlar gibi ayaklarını altlarına alıp iki dizlerinin üstlerine çöktüler.
  • چون همه در ناامیدی سر زدند ** همچو مرغان در دو زانو آمدند
  • Cibril-i Emin, bu diz çökmeyi Peygambere “Câsimîn” âyetini getirerek Kur’an’da anlattı.
  • در نبی آورد جبریل امین ** شرح این زانو زدن را جاثمین‌‌
  • Sana diz çökmeyi öğrettikleri ve seni bu çeşit diz çökmeden korkuttukları vakit, yani belâ gelmeden diz çök! 2540
  • زانو آن دم زن که تعلیمت کنند ** وز چنین زانو زدن بیمت کنند
  • Salih’in kavmi, Tanrı kahrının zahmını beklediler: o kahır ve azap da gelip o şehri yok etti.
  • منتظر گشتند زخم قهر را ** قهر آمد نیست کرد آن شهر را
  • Salih, halvetten çıkıp şehre doğru gitti; gördü ki şehir duman ve ateş içinde.
  • صالح از خکوت بسوی شهر رفت ** شهر دید اندر میان دود و نفت
  • Onların hâk ile yeksân olmuş cüzülerinden bile feryat ve figanlarını duyuyordu; feryat duyulmaktaydı ama ortada feryat eden yok!
  • ناله از اجزای ایشان می‌‌شنید ** نوحه پیدا نوحه گویان ناپدید
  • Kemiklerinden iniltiler, sızıntılar duydu; canları çiğ taneleri gibi yaş döküyor, ağlıyordu.
  • ز استخوانهاشان شنید او ناله‌‌ها ** اشک ریز از جانشان چون ژاله‌‌ها
  • Salih bunu duyup ağlamaya başladı: feryat edenlere feryat etmeye koyuldu: 2545
  • صالح آن بشنید و گریه ساز کرد ** نوحه بر نوحه گران آغاز کرد
  • ”Ey bâtıl yolda yaşayan kavim! Ben sizin çevrinizden Tanrı’ya şikâyet etmiş ağlamıştım.
  • گفت ای قومی به باطل زیسته ** وز شما من پیش حق بگریسته‌‌
  • Tanrı, bana “Onların eziyetlerine sabret; onlara nasihat ver. Zaten devirlerinden çok bir zaman kalmadı” demişti.
  • حق بگفته صبر کن بر جورشان ** پندشان ده بس نماند از دورشان‌‌