English    Türkçe    فارسی   

1
3159-3168

  • Konukla, Yusuf’a kardeşlerinin yaptığı cefayı, onların hasetlerini konuştular. Yusuf “o haset ve cefa, zincirdi; biz de aslandık.
  • یاد دادش جور اخوان و حسد ** گفت کان زنجیر بود و ما اسد
  • Aslanın zincire vurulması ayıp değildir. Bizim Tanrı’nın kaza ve kaderinden şikâyetimiz yok. 3160
  • عار نبود شیر را از سلسله ** نیست ما را از قضای حق گله‌‌
  • Aslan, boynunda zincir bulunmakla beraber bütün zincir yapanlara beydir” dedi.
  • شیر را بر گردن ار زنجیر بود ** بر همه زنجیر سازان میر بود
  • Dostu Yusuf’a “Zindanda ve kuyuda ne haldeydin?” dedi. Yusuf cevap verdi: “Ay, bedir halinden çıkar ve eski ay haline gelir ya... işte öyle.”
  • گفت چون بودی ز زندان و ز چاه ** گفت همچون در محاق و کاست ماه‌‌
  • Eski ay görünmez, sonra hilâl olur da iki büklüm bir halde görünür. Fakat sonunda yine gökte bedir haline gelmez mi?
  • در محاق ار ماه نو گردد دو تا ** نی در آخر بدر گردد بر سما
  • İnci tanesini havanda döverler ama kadri yine yücedir, ya ilâç olarak göze çekilir, yahut macun haline getirilir, kalp ferahlığı için yenir.
  • گر چه دردانه به هاون کوفتند ** نور چشم و دل شد و بیند بلند
  • Buğdayı toprak altına attılar ama sonradan topraktan başaklar çıktı. 3165
  • گندمی را زیر خاک انداختند ** پس ز خاکش خوشه‌‌ها بر ساختند
  • Ondan sonra değirmende öğüttüler, değeri arttı, cana can katan gıda oldu.
  • بار دیگر کوفتندش ز آسیا ** قیمتش افزود و نان شد جان فزا
  • Sonra ekmeği bir kere daha diş altında ezdiler; akıllı kişiye akıl ve idrâk oldu.
  • باز نان را زیر دندان کوفتند ** گشت عقل و جان و فهم هوشمند
  • Daha sonra da o can, aşkta mahvoldu da Hak yolunda ekildikten sonra mahsûl verdi, ekincileri hayrete düşürdü.
  • باز آن جان چون که محو عشق گشت ** يعجب الزراع آمد بعد کشت‌‌