English    Türkçe    فارسی   

1
3671-3680

  • Duygularımızla sonu gelmeyen sözümüz, sultanımızın bilgi nurunda mahvoldu.
  • شد حواس و نطق با پایان ما ** محو نور دانش سلطان ما
  • (Bu mazhariyete erenlerin) duygularıyla akılları iç âlemde “Ledeynâ Muhdarûn” denizinde dalgalanmakta, dalga dalga üstüne, çoşup durmaktadır.
  • حسها و عقلهاشان در درون ** موج در موج لدينا محضرون‌‌
  • Fakat gece olunca gene teklif ve icazet vakti gelir; gizlenmiş yıldızlar işlerine, güçlerine koyulurlar.
  • چون شب آمد باز وقت بار شد ** انجم پنهان شده بر کار شد
  • Tanrı akılsızların akıllarını kulaklarında halka halka küpeler olduğu halde geri verir.
  • بی‌‌هشان را وادهد حق هوشها ** حلقه حلقه حلقه‌‌ها در گوشها
  • Hepsi hamdüsena ederek ayaklarını vurur, ellerini çırpar, nazlı nazlı “Rabbimiz bizi dirilttin bize hayat verdin” derler. 3675
  • پای کوبان دست افشان در ثنا ** ناز نازان ربنا أحییتنا
  • O çürümüş deriler, dökülmüş kemikler, yerden tozlar koparan atlılar kesilir;
  • آن جلود و آن عظام ریخته ** فارسان گشته غبار انگیخته‌‌
  • Kıyamet günü, şükrederek, yahut kâfir olarak yokluktan varlığa hamle ederler.
  • حمله آرند از عدم سوی وجود ** در قیامت هم شکور و هم کنود
  • Niçin başını çevirir, görmezlikten gelirsin? Önce yoklukta da böyle baş çevirmemiş miydin?
  • سر چه می‌‌پیچی کنی نادیده‌‌ای ** در عدم ز اول نه سرپیچیده‌‌ای‌‌
  • “Beni nerede yerimden tedirgin edecek? Deyip yoklukta da böyle ayağını diremiştin.
  • در عدم افشرده بودی پای خویش ** که مرا که بر کند از جای خویش‌‌
  • Tanrı’nın sun’u; görmüyor musun? Nasıl seni alnındaki perçemden tutup çekerek: 3680
  • می‌‌نبینی صنع ربانیت را ** که کشید او موی پیشانیت را