English    Türkçe    فارسی   

2
1117-1126

  • Fakat bu hareketlerin bu denizden olduğunu görmeyen, her an yeni bir mihraba yüz çevirir.
  • و انکه گردشها از آن دریا ندید ** هر دم آرد رو به صحرایی جدید
  • O, tatlı denizden acı su içe, içe nihayet o acı su, gözünü kör etmiştir.
  • او ز بحر عذب آب شور خورد ** تا که آب شور او را کور کرد
  • Deniz “ Ey kör, benden sağ elinle su iç de gözün açılsın” der.
  • بحر می‏گوید به دست راست خور ** ز آب من ای کور تا یابی بصر
  • Burada sağ el, hüsnü zandır. Çünkü iyinin, kötünün nereden geldiğini hüsnü zan bilir. 1120
  • هست دست راست اینجا ظن راست ** کاو بداند نیک و بد را کز کجاست‏
  • Ey mızrak, seni bir döndüren var. O yüzden bazen dümdüz dikilmekte, bazen iki kat olmuş gibi eğilmektesin.
  • نیزه گردانی است ای نیزه که تو ** راست می‏گردی گهی گاهی دو تو
  • Şemsettin’in aşkıyla tırnağımız yok ki. Yoksa bu körün güzünü açardık!
  • ما ز عشق شمس دین بی‏ناخنیم ** ور نه ما آن کور را بینا کنیم‏
  • Ey Hak ziyası Hüsâmettin; sen hasetçinin gözünün körlüğüne rağmen hemen yürü, onun illetini tedavi et!
  • هان ضیاء الحق حسام الدین تو زود ** داروش کن کوری چشم حسود
  • Senin ilâcın çabucak tesir eden ululuk tutyası, eseri mutlaka görülen karanlıklar dağıtıcı bir ilâçtır.
  • توتیای کبریای تیز فعل ** داروی ظلمت کش استیز فعل‏
  • O ilâç, bir körün gözüne konsa yüzyıllık zulmeti derhal giderir. 1125
  • آن که گر بر چشم اعمی بر زند ** ظلمت صد ساله را زو بر کند
  • Hasetçiden başka bütün körleri tedavi et! Fakat seni inkâr eden hasetçiyi tedavi etmek.
  • جمله کوران را دوا کن جز حسود ** کز حسودی بر تو می‏آرد جحود