English    Türkçe    فارسی   

2
1178-1187

  • Nice kişiler var ki suret, onların yolarını kesti. Surette kastettiler, Allah’a çattılar.
  • ای بسا کس را که صورت راه زد ** قصد صورت کرد و بر الله زد
  • Bu can da, bedenle birleşmiştir ya. Fakat hiç can bedene benzer mi?
  • آخر این جان با بدن پیوسته است ** هیچ این جان با بدن مانند هست‏
  • Göz nuru iç yağıyla eş olmuştur, gönül nuru bir katre kanda gizli. 1180
  • تاب نور چشم با پیه است جفت ** نور دل در قطره‏ی خونی نهفت‏
  • Neşe ciğerin kızılındandır, gam karasında; akıl bir mum gibi beynim içinde.
  • شادی اندر گرده و غم در جگر ** عقل چون شمعی درون مغز سر
  • Bu alâkadar keyfiyetsiz bir tarzdadır. Akıllar, bu keyfiyetsizliği bilmede âcizdir.
  • این تعلقها نه بی‏کیف است و چون ** عقلها در دانش چونی زبون‏
  • Külli can, cüzi cana alâkalandı; can ondan bir inci alıp boynuna koydu.
  • جان کل با جان جزو آسیب کرد ** جان از او دری ستد در جیب کرد
  • Meryem nasıl gönüller alan Mesih’e gebe kaldıysa can da onun gibi koynuna aldığı o inciden gebe kaldı.
  • همچو مریم جان از آن آسیب جیب ** حامله شد از مسیح دل فریب‏
  • Fakat o Mesih, kuru ve yaş üstünde, yeryüzünde seyahat eden Mesih değildir. O Mesih’in şanı seyahatten yücedir. 1185
  • آن مسیحی نه که بر خشک و تر است ** آن مسیحی کز مساحت برتر است‏
  • Can, canlar canından gebe kaldı ya. İşte cihan, böyle candan gebe kalır.
  • پس ز جان جان چو حامل گشت جان ** از چنین جانی شود حامل جهان‏
  • Cihan da başka bir cihan doğurur. Bu mahşer de başka bir mahşer gösterir.
  • پس جهان زاید جهان دیگری ** این حشر را وا نماید محشری‏