English    Türkçe    فارسی   

2
1201-1210

  • Yahut bu ses, bahar günlerindeki gök gürültüsü sesini andırıyor. Bu ses yüzünden bağlar, bahçeler, ne kadar güzelleşiyor, çiçeklerle dolar.
  • یا چو بانگ رعد ایام بهار ** باغ می‏یابد از او چندین نگار
  • Yahut yoksula zekât zamanını geldiği söylenmiş, mahpusa kurtuluş müjdesi verilmiş gibi.
  • یا چو بر درویش ایام زکات ** یا چو بر محبوس پیغام نجات‏
  • Muhammet’e Yemen’den gelen ve ağızsız söylenen Rahman nefesine.
  • چون دم رحمان بود کان از یمن ** می‏رسد سوی محمد بی‏دهن‏
  • Yahut âsilere şefaate gelen Ahmed’in,
  • یا چو بوی احمد مرسل بود ** کان به عاصی در شفاعت می‏رسد
  • Yahut da zayıf Yakub’un canına erişen güzel ve lâtif Yusuf’un kokusuna benziyor. 1205
  • یا چو بوی یوسف خوب لطیف ** می‏زند بر جان یعقوب نحیف‏
  • Öbür faydası da duvardan koparıp tertemiz suya attığım her taş, her kerpiç parçası,
  • فایده‏ی دیگر که هر خشتی کز این ** بر کنم آیم سوی ماء معین‏
  • Yüksek duvarı biraz daha alçaltıyor, her defasında duvar biraz daha inmiş oluyor.
  • کز کمی خشت دیوار بلند ** پست‏تر گردد به هر دفعه که کند
  • Duvarın alçalması, suya yaklaşmama sebep olmakta. Duvarın ortadan kalkması vuslata çare bulmakta.”
  • پستی دیوار قربی می‏شود ** فصل او درمان وصلی می‏بود
  • Duvardaki o taşları, kerpiçleri koparmak “Secde et de yaklaş” ayetindeki yakınlığı mucip olan secdedir.
  • سجده آمد کندن خشت لزب ** موجب قربی که و اسجد و اقترب‏
  • Duvarın boynu yüksekken bu baş indirmeğe mânidir. 1210
  • تا که این دیوار عالی گردن است ** مانع این سر فرود آوردن است‏