English    Türkçe    فارسی   

2
1278-1287

  • Allah’a hamdolsun ki bu ipi sarkıttılar, fazıl ve rahmeti birbirine kattılar.
  • حمد لله کین رسن آویختند ** فضل و رحمت را بهم آمیختند
  • Bu ipe yapış da yeni bir can âlemi apaşikar, fakat görünmez bir âlem göresin.
  • تا ببینی عالم جان جدید ** عالم بس آشکار ناپدید
  • Hakikatte yok olan şu cihan var gibi görünmekte, hakikatte var olan cihan da adamakıllı gizlenmede. 1280
  • این جهان نیست چون هستان شده ** و آن جهان هست بس پنهان شده‏
  • Rüzgâr esti mi toz toprak görünür, uçup savrulur, rüzgâr görünmez. Toz toprak kendisini gösterir, rüzgâra perde olur.
  • خاک بر باد است و بازی می‏کند ** کژنمایی پرده سازی می‏کند
  • Zahiren iş işleyen, hakikatte işsizdir, deriden ibarettir. Gizli olan içtir; asıl odur.
  • اینکه بر کار است بی‏کار است و پوست ** و انکه پنهان است مغز و اصل اوست‏
  • Toprak, rüzgârın elinde bir alete benzer. Asıl toprağı yüce ve tabiatı yüksek bil.
  • خاک همچون آلتی در دست باد ** باد را دان عالی و عالی نژاد
  • Toprağa mensup gözün bakışı da toprağa düşer. Rüzgârı gören göz başka bir çeşittir.
  • چشم خاکی را به خاک افتد نظر ** باد بین چشمی بود نوعی دگر
  • Atı at bilir; at, atın eşitidir. Binicinin ahvalini de binici bilir. 1285
  • اسب داند اسب را کاو هست یار ** هم سواری داند احوال سوار
  • Duygu gözü attır, binici Hak nuru. Binici olmadıkça at, zaten işe yaramaz ki.
  • چشم حس اسب است و نور حق سوار ** بی‏سواره اسب خود ناید به کار
  • Şu halde ata terbiye ver, kötü huyunu terk ettir. Yoksa padişah onu kabul etmez.
  • پس ادب کن اسب را از خوی بد ** ور نه پیش شاه باشد اسب رد