English    Türkçe    فارسی   

2
161-170

  • Sofi; av peşine düşen, ceylanın ayak izlerini görüp onları izleyen avcıya benzer.
  • همچو صیادی سوی اشکار شد ** گام آهو دید بر آثار شد
  • Bir müddet ceylanın ayak izleri işe yarar. Ondan sonra ise esasen ahudaki misk kokusu, yolu gösterir.
  • چند گاهش گام آهو در خور است ** بعد از آن خود ناف آهو رهبر است‏
  • Bu izlere, bu izlemeye şükreder de yol alırsa nihayet o adım atma o yol alma yüzünden muradına ulaşır.
  • چون که شکر گام کرد و ره برید ** لاجرم ز آن گام در کامی رسید
  • Misk kokusunu duyup bir konak yol almak, iz izleyerek yüz konaklık yol almadan, yüz konaklık yolu dönüp dolaşmadan daha iyidir.
  • رفتن یک منزلی بر بوی ناف ** بهتر از صد منزل گام و طواف‏
  • Ay ışıkların doğusu olan gönül yok mu? O gönül, ariflere “kapıları açılmıştır” sırrıdır. 165
  • آن دلی کاو مطلع مهتابهاست ** بهر عارف فتحت ابوابهاست‏
  • Sana duvardır ama onlara kapı. Sana taştır ama azizlere inci!
  • با تو دیوار است و با ایشان در است ** با تو سنگ و با عزیزان گوهر است‏
  • Senin aynada açıkça gördüğünü pir, hem de daha önce bir kerpiç parçasında görür.
  • آن چه تو در آینه بینی عیان ** پیر اندر خشت بیند بیش از آن‏
  • Pir olanlar o kişilerdir ki bu âlem yokken onların canları, kerem denizinde vardı.
  • پیر ایشان‏اند کاین عالم نبود ** جان ایشان بود در دریای جود
  • Bu tene düşmeden önce nice ömürler geçirdiler, ekmeden önce meyveler devşirdiler!
  • پیش از این تن عمرها بگذاشتند ** پیشتر از کشت بر برداشتند
  • Nakıştan, suretten evvel canlandılar, deniz yarılmadan inciler deldiler! 170
  • پیشتر از نقش جان پذرفته‏اند ** پیشتر از بحر درها سفته‏اند