English    Türkçe    فارسی   

2
181-190

  • Onlar, sıcak temmuz ayında kışı, güneşin ziyasında gölgeyi görür.
  • در تموز گرم می‏بینند دی ** در شعاع شمس می‏بینند فی‏
  • Üzümün gönlünde şarabı, tamam yoklukta bütün varlığı müşahede ederler.
  • در دل انگور می را دیده‏اند ** در فنای محض شی را دیده‏اند
  • Gök, onların işret meclislerinde ancak bir yudumcuk içer. Güneş, ancak onların cömertliğiyle bu sırmalı libası giyer.
  • آسمان در دور ایشان جرعه نوش ** آفتاب از جودشان زربفت‌پوش‏
  • Onlardan iki dostu bir arada gördün mü bil ki onlar hem birdir, hem altı yüz bin!
  • چون از ایشان مجتمع بینی دو یار ** هم یکی باشند و هم ششصد هزار
  • Onların sayıları dalgalar gibidir. Onlar rüzgâr, zahiren çoğaltır. 185
  • بر مثال موجها اعدادشان ** در عدد آورده باشد بادشان‏
  • Halkın can güneşi, halkın pencerelere benzeyen bedenlerinde taaddüt eder, çoğalır.
  • مفترق شد آفتاب جانها ** در درون روزن ابدان ما
  • Fakat güneşin kursuna bakarsan birdir. Bedenlerle mahcup olan kişi şüphededir.
  • چون نظر در قرص داری خود یکی است ** و آن که شد محجوب ابدان در شکی است‏
  • Çokluk, ruhu Hayvanidedir, Ruhu insani ise birdir.
  • تفرقه در روح حیوانی بود ** نفس واحد روح انسانی بود
  • Hak, onlara mademki nurundan saçtı, Hakk’ın nuru, artık ayrılmaz.
  • چون که حق رش علیهم نوره ** مفترق هرگز نگردد نور او
  • Yoldaş, bir müddet usanmayı bırak da o güzelin tek benini sana anlatayım. 190
  • یک زمان بگذار ای همره ملال ** تا بگویم وصف خالی ز آن جمال‏