English    Türkçe    فارسی   

2
2380-2389

  • O, önce senin gözünün sürmesini çaldı. Onu elde ettin mi, yine gözlerine nur gelir. 2380
  • اولا دزدید کحل دیده‏ات ** چون ستانی باز یابی تبصرت‏
  • Gönül’ün kayıp malı olan hikmet kumaşı, ehli dilden elde edilir.
  • کاله‏ی حکمت که گم کرده‏ی دل است ** پیش اهل دل یقین آن حاصل است‏
  • Kör olan gönül, canı, kulağı, gözü olsa bile hırsız Şeytan’ın izini bulamaz, onu elde edemez.
  • کوردل با جان و با سمع و بصر ** می‏نداند دزد شیطان را ز اثر
  • Şeytanın izini bulmayı, hırsızı elde etmeyi, gönül ehli olanlardan um, bu işi onlardan iste; taştan topraktan değil. Çünkü halk, gönül ehline nispetle taş, topaç gibidir, âdeta cansızdır.
  • ز اهل دل جو از جماد آن را مجو ** که جماد آمد خلایق پیش او
  • Danışacak adam arayan da o deliliğe vurmuş delinin huzuruna geldi, dedi ki: “Ey kendini çocuk gösteren baba, bana bir sır söyle.”
  • مشورت جوینده آمد نزد او ** کای اب کودک شده رازی بگو
  • Veli dedi ki: “Git bu halkayı çalıp durma. Kapı kapalı. Bu gün sır söylenecek gün değil, başka vakit gel. 2385
  • گفت رو زین حلقه کاین در باز نیست ** باز گرد امروز روز راز نیست‏
  • Eğer Lâ mekân âleminde mekâna yer olsaydı ben de şeyhler gibi dükkânda oturur, alışverişe koyulurdum”
  • گر مکان را ره بدی در لامکان ** همچو شیخان بودمی من بر دکان‏
  • Muhtesibin, harap bir halde yere yıkılmış sarhoşu zindana dâvet etmesi
  • خواندن محتسب مست خراب افتاده را به زندان‏
  • Muhtesip gece yarısı bir yere uğradı. Duvar dibinde bir adamın uyuduğunu gördü.
  • محتسب در نیم شب جایی رسید ** در بن دیوار مستی خفته دید
  • “Hey, sarhoş musun, ne içtin? Söyle” dedi. Adam dedi ki: “Testidekinden içtim!”
  • گفت هی مستی چه خورده ستی بگو ** گفت از این خوردم که هست اندر سبو
  • Muhtesip “Söyle, testide ne var?” diye sordu. Adam, “İçtiğim şey” diye cevap verdi. Muhtesip, “Bu gizli bir lâf.
  • گفت آخر در سبو واگو که چیست ** گفت از آن که خورده‏ام گفت این خفی است‏