English    Türkçe    فارسی   

2
359-368

  • Allah dedi ki : “ Sana o devri onun için gösterdim, o halvetin yolunu onun için açtım”
  • گفت یا موسی بدان بنمودمت ** راه آن خلوت بدان بگشودمت‏
  • Ey Kelîm, sen o devirden uzaksın; ayağını çek, çünkü bu iklim uzundur. 360
  • که تو ز آن دوری درین دور ای کلیم ** پا بکش زیرا دراز است این گلیم‏
  • Ben kerem sahibiyim. Tamaha düşüp ağlasın diye mahlûka ekmek gösteririm.
  • من کریمم نان نمایم بنده را ** تا بگریاند طمع آن زنده را
  • Ana, çocuk uyansın da gıdasını istesin diye çocuğun burnunu ovar.
  • بینی طفلی بمالد مادری ** تا شود بیدار واجوید خوری‏
  • Çünkü çocuğun, açlığından haberi olmaz, uyuyakalır. Fakat süt muhabbeti, ananın iki memesini de ağrıtmaya başlar.
  • کاو گرسنه خفته باشد بی‏خبر ** و آن دو پستان می‏خلد زو مهر در
  • “Ben gizli rahmet olan bir hazineydim, hidayete erişmiş bir ümmet gönderdim.”
  • کنت کنزا رحمة مخفیة ** فابتعثت أمة مهدیة
  • Can ve gönülle dilediğim bütün keremleri sana Allah gösterdi de sen onlara tamah ettin. 365
  • هر کراماتی که می‏جویی به جان ** او نمودت تا طمع کردی در آن‏
  • Ahmet, ümmetler “ Yarab” desinler diye dünyada nice put kırdı.
  • چند بت بشکست احمد در جهان ** تا که یا رب گوی گشتند امتان‏
  • Ahmet’in çalışması olmasaydı sen de ataların gibi puta tapardın.
  • گر نبودی کوشش احمد تو هم ** می‏پرستیدی چو اجدادت صنم‏
  • Ahmet’in ümmetler üzerindeki hakkını bil, başın puta secde etmekten, bunu bilesin diye kurtuldu.
  • این سرت وارست از سجده‏ی صنم ** تا بدانی حق او را بر امم‏