English    Türkçe    فارسی   

3
1382-1391

  • Senin kafana vurunca şırak diye bir sestir çıktı. Şimdi burada dostça senden bir sualim var:
  • بر قفای تو زدم آمد طراق ** یک سالی دارم اینجا در وفاق
  • Bu şırak sesi benim elimden mi çıktı, yoksa senin kafandan mı ey uluların öğündüğü ulu zat?” dedi.
  • این طراق از دست من بودست یا ** از قفاگاه تو ای فخر کیا
  • Adamcağız dedi ki: “Acıdan kurtulmadım ki bu düşünceye dalayım.
  • گفت از درد این فراغت نیستم ** که درین فکر و تفکر بیستم
  • Senin derdin yok, sen düşüne dur.” Dert sahibi böyle düşüncelere saplanamaz, kendine gel! 1385
  • تو که بی‌دردی همی اندیش این ** نیست صاحب‌درد را این فکر هین
  • Hikâye
  • حکایت
  • Sahabenin ruhlarında Kuran’a karşı fevkalâde bir iştiyak vardı ama aralarında hafız pek azdı.
  • در صحابه کم بدی حافظ کسی ** گرچه شوقی بود جانشان را بسی
  • Çünkü bir meyve oldu mu kabuğu adamakıllı incelir, çatlar, dökülür.
  • زانک چون مغزش در آگند و رسید ** پوستها شد بس رقیق و واکفید
  • Ceviz, fıstık ve badem bile olunca kabukları incelir.
  • قشر جوز و فستق و بادام هم ** مغز چون آگندشان شد پوست کم
  • İlmin hakikati de kemâle gelince kışrı azalır. Zira sevgilisi, âşıkı yakar, yandırır.
  • مغز علم افزود کم شد پوستش ** زانک عاشق را بسوزد دوستش
  • İstenen, sevilen kişinin vasfı, isteyen, seven kişinin vasıflarının zıddıdır. Vahiy ve nur şimşeği, peygamberi yakar. 1390
  • وصف مطلوبی چو ضد طالبیست ** وحی و برق نور سوزنده‌ی نبیست
  • Kadîm olan Allah’ın sıfatları tecelli edince hâdisin sıfatlarını yakar, mahveder.
  • چون تجلی کرد اوصاف قدیم ** پس بسوزد وصف حادث را گلیم