English    Türkçe    فارسی   

3
1709-1718

  • Ben ölmeden ne bir dosta, ne bir sevgiliye ne de bir aşağılık kişiye, hiç ama hiç kimseye söyleme!
  • تا نمیرم من مگو این با کسی ** نه قرینی نه حبیبی نه خسی
  • Bundan sonra bir bölük halk onu iki elle zembili örerken penceresinden gördüler. 1710
  • بعد از آن قومی دگر از روزنش ** مطلع گشتند بر بافیدنش
  • Şeyh, “Yarabbi, hikmetini sen bilirsin. Ben gizliyorum, sen aşikâr ediyorsun” dedi.
  • گفت حکمت را تو دانی کردگار ** من کنم پنهان تو کردی آشکار
  • Ona şöyle ilham geldi. “ Birkaç kişi, senin elinin kesik olması kınadılar, sana münkir oldular.
  • آمد الهامش که یکچندی بدند ** که درین غم بر تو منکر می‌شدند
  • O herhalde yolda yalancıydı ki Allah, onu bu, taife arasında rüsvay etti dediler.
  • که مگر سالوس بود او در طریق ** که خدا رسواش کرد اندر فریق
  • Ben onların kâfir olmasını, bu azgınlıkla, bu sapıklıkla, bu kötü şüpheyle geçip gitmelerini istemem.
  • من نخواهم کان رمه کافر شوند ** در ضلالت در گمان بد روند
  • Ben de şu kerameti aşikâr ettim, iş işlediğin vakit sana iki el ihsan ettiğimi gösterdim. 1715
  • این کرامت را بکردیم آشکار ** که دهیمت دست اندر وقت کار
  • Ki o biçareler, hakkında kötü bir şüpheye düşüp de huzurumdan merdud olmasınlar.
  • تا که آن بیچارگان بد گمان ** رد نگردند از جناب آسمان
  • Ben sana bu kerametler olmaksızın da daha önce bizzat teselliler verdim.
  • من ترا بی این کرامتها ز پیش ** خود تسلی دادمی از ذات خویش
  • Bu kerametleri ise ancak onlar için verdim, bu mumu ancak onlar için yaktım.
  • این کرامت بهر ایشان دادمت ** وین چراغ از بهر آن بنهادمت