English    Türkçe    فارسی   

3
3520-3529

  • Demekte, bu sözleri söylerken de yüzünde nerkisler, güller, lâleler açılmaktaydı! 3520
  • این همی گفت و رخش در عین گفت ** نرگس و گلبرگ و لاله می‌شکفت
  • Yüzünün parlaklığıyla nurlu gözleri, sözünün doğruluğuna şehadet ediyordu.
  • تاب رو و چشم پر انوار او ** می گواهی داد بر گفتار او
  • Her gönlü kara adam onun yüzünü simsiyah görürdü ama o, insanların gözbebeğiydi, neden gözbebeği de siyah?
  • هر سیه دل می سیه دیدی ورا ** مردم دیده سیاه آمد چرا
  • Yüzü kara olanlar, hakikati görmeyenlerdir. İnsanların gözbebeği olan adam ise ayın aynasıdır.
  • مردم نادیده باشد رو سیاه ** مردم دیده بود مرآت ماه
  • Zaten dünyada can gözüne sahip olanlardan başka, senin gözbebeğini kim görebilir ki?
  • خود کی بیند مردم دیده‌ی ترا ** در جهان جز مردم دیده‌فزا
  • Onu, gözbebeği haline gelenlerden başka kimse göremeyince artık ondan başka kim, onun rengini görüp anlar? 3525
  • چون به غیر مردم دیده‌ش ندید ** پس به غیر او کی در رنگش رسید
  • İnsanların gözbebeği olan kişiden başka herkes, mertebesi yüce insanın sıfatlarını taklit eder. Hakikati bilmez.
  • پس جز او جمله مقلد آمدند ** در صفات مردم دیده بلند
  • Karısı “Ah ayrılık, ah ayrılık” deyince Bilâl, “Hayır, hayır… Vuslat, vuslat!” dedi.
  • گفت جفتش الفراق ای خوش‌خصال ** گفت نه نه الوصالست الوصال
  • Karısı “Bu gece gurbete gidiyorsun… Soyunun sopunun gözlerinden kaybolacaksın” dedi.
  • گفت جفت امشب غریبی می‌روی ** از تبار و خویش غایب می‌شوی
  • Bilâl dedi ki: “Hayır, hayır… Bu gece ruhum, gurbet elinden vatanına ulaşacak!”
  • گفت نه نه بلک امشب جان من ** می‌رسد خود از غریبی در وطن