English    Türkçe    فارسی   

3
59-68

  • Bu daracık çarmıhta kan yemektesin; hapis içinde, pislikler içinde, sıkıntılar içindesin.
  • خون خوری در چارمیخ تنگنا ** در میان حبس و انجاس و عنا
  • Çocuk, kendi haline bakıp bunları inkâr eder, bu elçilikten yüz çevirir, kâfir olur. 60
  • او بحکم حال خود منکر بدی ** زین رسالت معرض و کافر شدی
  • Olmayacak şey, hileden, yalandan başka bir şey değil, der. Kör adamın vehmi, bunu anlamaktan ne kadar uzak!
  • کین محالست و فریبست و غرور ** زانک تصویری ندارد وهم کور
  • Buna benzer bir şey görmediği için münkir idraki bunu da kavramaz.
  • جنس چیزی چون ندید ادراک او ** نشنود ادراک منکرناک او
  • İşte cihandaki halk da buna benzer. Abdal, onlara öbür âlemden bahsetti mi,
  • همچنانک خلق عام اندر جهان ** زان جهان ابدال می‌گویندشان
  • “Bu dünya kapkaranlık, dapdaracık bir kuyudur… Bu kuyunun dışında renksiz, kokusuz bir âlem var” dedi mi.
  • کین جهان چاهیست بس تاریک و تنگ ** هست بیرون عالمی بی بو و رنگ
  • Bu söz onların hiçbirinin kulağına girmez. Çünkü bu dünya tamahı, kuvvetli ve büyük yerdedir. 65
  • هیچ در گوش کسی زیشان نرفت ** کین طمع آمد حجاب ژرف و زفت
  • Tamah, kulağa bir şey duyurmaz. Garez, gözü kapar adama bir şey anlatmaz.
  • گوش را بندد طمع از استماع ** چشم را بندد غرض از اطلاع
  • Nitekim o ana karnındaki çocuk da kana tamah ettiğinden, o aşağılık yurtlara kan, onun gıdası olduğundan.
  • همچنانک آن جنین را طمع خون ** کان غذای اوست در اوطان دون
  • Tamah ona bu âleme sözü duyurmaz. Bedendeki kanı, gönlüne sevdirir.
  • از حدیث این جهان محجوب کرد ** غیر خون او می‌نداند چاشت خورد
  • Hırslarından fil yavrularını yiyenler ve yemeyin diyenin öğüdünü dinlemeyenler
  • قصه‌ی خورندگان پیل‌بچه از حرص و ترک نصیحت ناصح