English    Türkçe    فارسی   

4
1176-1185

  • Hatta toprak, su, yel ve her bir kıvılcım bile kışın da dileğini ondan elde eder, baharda da!
  • بلک خاک و باد و آب و هر شرار ** مایه زو یابند هم دی هم بهار
  • Bu gökyüzü, her an, yarabbi, beni bir zaman bile aşağılatma diye ona yalvarır...
  • هر دمش لابه کند این آسمان ** که فرو مگذارم ای حق یک زمان
  • Benim direğim, senin korumandadır... Bütün gökler sağ elinde dürülmüş, yayılmıştır, der.
  • استن من عصمت و حفظ تو است ** جمله مطوی یمین آن دو دست
  • Bu yer, beni su üstünde yükleyen sensin, kararımı elden alma diye niyaz eder.
  • وین زمین گوید که دارم بر قرار ** ای که بر آبم تو کردستی سوار
  • Hepsi keselerini onun nimetiyle doldurup büzmüşler... Hepsi hacet vermeyi ondan öğrenmişlerdir. 1180
  • جملگان کیسه ازو بر دوختند ** دادن حاجت ازو آموختند
  • Her peygamber, “Sabır ve namaz hususunda ondan yardım isteyin” diye ondan berat ve ferman getirmiştir.
  • هر نبیی زو برآورده برات ** استعینوا منه صبرا او صلات
  • Kendinize gelin; ondan isteyin... Başkasından değil. Suyu denizde arayın, kuru derede değil!
  • هین ازو خواهید نه از غیر او ** آب در یم جو مجو در خشک جو
  • Başkasından isteneni de o verir... O kimsenin sana meyleden eline cömertliği ihsan eden yine Allah’tır.
  • ور بخواهی از دگر هم او دهد ** بر کف میلش سخا هم او نهد
  • İtaatinden çekineni bile altınlara gark eder, Karun yaparsa itaat eder de ona yüz tutarsan neler yapmaz?
  • آنک معرض را ز زر قارون کند ** رو بدو آری به طاعت چون کند
  • Şair, bir kere daha ihsan sevdasıyla yüzünü o ihsan sahibi padişaha tuttu 1185
  • بار دیگر شاعر از سودای داد ** روی سوی آن شه محسن نهاد