English    Türkçe    فارسی   

4
143-152

  • Ekinciler, ekin devşirme zamanı harman başında Allah’tan rüzgâr istemezler mi?
  • بر سر خرمن به وقت انتقاد ** نه که فلاحان ز حق جویند باد
  • İsterler... Buğdaydan samanı ayırmak, buğdayı ambara koymak yahut kuyulara gömmek için rüzgâr isterler.
  • تا جدا گردد ز گندم کاهها ** تا به انباری رود یا چاهها
  • Rüzgâr gecikti mi hepsinin de Allah’a yalvarmaya başladığını görürsün. 145
  • چون بماند دیر آن باد وزان ** جمله را بینی به حق لابه‌کنان
  • Doğum zamanı da böyledir... O doğum yeli, o doğum sancısı gelmezse eyvahlar olsun, aman yarabbi seslerini duymaya başlarsın.
  • همچنین در طلق آن باد ولاد ** گر نیاید بانگ درد آید که داد
  • Rüzgârı onun gönderdiğini bilmeseler yalvarmanın manası mı kalır?
  • گر نمی‌دانند کش راننده اوست ** باد را پس کردن زاری چه خوست
  • Yelkenli gemiye binenler de rüzgâr dilerler, Allah’tan bir uygun yel isterler.
  • اهل کشتی همچنین جویای باد ** جمله خواهانش از آن رب العباد
  • Diş ağrısı da yelden olursa yana yakıla tamam bir itikatla Allah’tan o yelin yatışmasını dilersin.
  • همچنین در درد دندانها ز باد ** دفع می‌خواهی بسوز و اعتقاد
  • Askerler de yalvarıp yakarırlar, Allah’tan, “Ey muradımızı veren Rabbim, sen bize bir zafer rüzgârı ver” diye dua ederler. 150
  • از خدا لابه‌کنان آن جندیان ** که بده باد ظفر ای کامران
  • Doğum gecikince, gebenin yakınları, her azizden muska isterler.
  • رقعه‌ی تعویذ می‌خواهند نیز ** در شکنجه‌ی طلق زن از هر عزیز
  • Hepsi de adamakıllı bilir ki rüzgârı, Âlemlerin Rabbi Allah göndermekte.
  • پس همه دانسته‌اند آن را یقین ** که فرستد باد رب‌العالمین