English    Türkçe    فارسی   

4
1880-1889

  • Cisme, o yücelikten bir nasip yoktur... Cisim, can denizinin önünde bir katra gibidir! 1880
  • جسم را نبود از آن عز بهره‌ای ** جسم پیش بحر جان چون قطره‌ای
  • Cisim, canla artar, gün günden fazlalaşır... Fakat can gitti mi cisme bak, ne hale gelir?
  • جسم از جان روزافزون می‌شود ** چون رود جان جسم بین چون می‌شود
  • Cisminin haddi, bir iki arşından fazla değildir... Fakat canın, ta göklere kadar çıkar, dolaşır!
  • حد جسمت یک دو گز خود بیش نیست ** جان تو تا آسمان جولان‌کنیست
  • En iyi kişi, ruha ta Bağdat’a Semerkand’a kadar olan mesafe tasavvurda yarım adımdır ancak!
  • تا به بغداد و سمرقند ای همام ** روح را اندر تصور نیم گام
  • Gözünüz iki dirhemlik taş ağırlığında bir yağ parçasıdır ama ruhunun nuru göklere dek her tarafı kaplar.
  • دو درم سنگست پیه چشمتان ** نور روحش تا عنان آسمان
  • Nursa, bu göz olmadan da uykuda her şeyi görür... Fakat göz, bu nur olmayınca ancak harap olur gider! 1885
  • نور بی این چشم می‌بیند به خواب ** چشم بی‌این نور چه بود جز خراب
  • Canın, tenin sakalıyla, bıyığıyla alış verişi yoktur... Fakat ten, can olmayınca murdardır, aşağıdır!
  • جان ز ریش و سبلت تن فارغست ** لیک تن بی‌جان بود مردار و پست
  • Bu cisim, hayvani ruhun debdebesine sebeptir... Sen daha önceden git de insani ruhu gör!
  • بارنامه‌ی روح حیوانیست این ** پیشتر رو روح انسانی ببین
  • İnsandan da dedikodudan da geç de Cebrail’in ruhunun dayanıp kaldığı deniz kıyısına var!
  • بگذر از انسان هم و از قال و قیل ** تا لب دریای جان جبرئیل
  • Ondan sonra Ahmed’in canı (esrarı faş etme sakın diye) sana karşı dudağını ısırsın... Cebrail, senden korksun, geride kalsın!
  • بعد از آنت جان احمد لب گزد ** جبرئیل از بیم تو واپس خزد