English    Türkçe    فارسی   

4
1951-1960

  • Ahmak, ağzıma helva tıksa onun helvasından hastalanır, ateşlenirim, dedi.
  • احمق ار حلوا نهد اندر لبم ** من از آن حلوای او اندر تبم
  • Lâtifsen. Gönlün aydınsa şunu iyice bil: Eşek götünü öpmede bir lezzet yoktur!
  • این یقین دان گر لطیف و روشنی ** نیست بوسه‌ی کون خر را چاشنی
  • Faydasız yere bıyığını pis pis kokutur... Yemek yemeksizin elbise, onun tenceresiyle kararır!
  • سبلتت گنده کند بی‌فایده ** جامه از دیگش سیه بی‌مایده
  • Yemek dediğim akıldır, ekmek ve kebap değil... Oğul, cana gıda akıl nurudur.
  • مایده عقلست نی نان و شوی ** نور عقلست ای پسر جان را غذی
  • İnsana nurdan başka bir yiyecek yoktur... O candan başka bir şeyle beslenip yetişmez insan. 1955
  • نیست غیر نور آدم را خورش ** از جز آن جان نیابد پرورش
  • Bu yiyecekleri yavaş yavaş azalt... Çünkü bunlar, eşek gıdasıdır, hür adamın gıdası değil!
  • زین خورشها اندک اندک باز بر ** کین غذای خر بود نه آن حر
  • Bunları azalt da asıl gıdayı almaya kabiliyetin olsun, nur lokmalarını yiyesin!
  • تا غذای اصل را قابل شوی ** لقمه‌های نور را آکل شوی
  • Bu ekmeğin ekmek oluşu, o nurun aksiyledir... Bu canın can oluşu, o canın feyziyledir.
  • عکس آن نورست کین نان نان شدست ** فیض آن جانست کین جان جان شدست
  • Bir kerecik nur yemeğini yedin mi ekmeğin başına da toprak saçarsın, tandırın başına da!
  • چون خوری یکبار از ماکول نور ** خاک ریزی بر سر نان و تنور
  • Akıl, iki akıldır: Birincisi kazanılan akıldır... Sen onu mektepte çocuk nasıl öğrenirse öyle öğrenirsin. 1960
  • عقل دو عقلست اول مکسبی ** که در آموزی چو در مکتب صبی