English    Türkçe    فارسی   

4
2909-2918

  • Herkes gönlünün aydınlığı ve cilâsı nispetinde gaybı görür.
  • هر کسی اندازه‌ی روشن‌دلی ** غیب را بیند به قدر صیقلی
  • Kim gönlünü daha fazla cilâladı ise daha ziyade görür... ona daha fazla suretler görünür. 2910
  • هر که صیقل بیش کرد او بیش دید ** بیشتر آمد برو صورت پدید
  • Sen eğer bu arılık Tanrı lûtfu dersen gönlünü arıtmaya muvaffak oluş da onun vergisidir, onun lûtfundandır.
  • گر تو گویی کان صفا فضل خداست ** نیز این توفیق صیقل زان عطاست
  • O çalışma da o dua da himmet miktarıncadır... “İnsan, ancak çalıştığını elde eder!”
  • قدر همت باشد آن جهد و دعا ** لیس للانسان الا ما سعی
  • Himmeti veren ancak Tanrıdır... hiçbir saman çöpü, padişahın himmetine sahip değildir.
  • واهب همت خداوندست و بس ** همت شاهی ندارد هیچ خس
  • Tanrının bir adamı bir işe ayırması, bir işe koşması, dileği, isteği, ihtiyar ve iradeyi men etmek değildir ki!
  • نیست تخصیص خدا کس را به کار ** مانع طوع و مراد و اختیار
  • Fakat talihsize bir zahmet erdi mi o pılısını pırtısını toplar, küfür ve isyan semtine çeker. 2915
  • لیک چون رنجی دهد بدبخت را ** او گریزاند به کفران رخت را
  • Talihli birisine bir zahmet verdi mi o, pılısını pırtısını daha yakına çeker getirir.
  • نیکبختی را چو حق رنجی دهد ** رخت را نزدیکتر وا می‌نهد
  • Kötü yürekliler, korkularından savaşta kaçma sebeplerini ele alırlar, onlara yapışırlar.
  • بددلان از بیم جان در کارزار ** کرده اسباب هزیمت اختیار
  • Cesur erlerse yine can korkusundan düşman saflarına hücum ederler.
  • پردلان در جنگ هم از بیم جان ** حمله کرده سوی صف دشمنان