English    Türkçe    فارسی   

4
3159-3168

  • Nihayet onun Yarab, Yarab demesi, feryad-ü figan etmesi makbule geçti... yoldan usta bir büyücü çıkageldi.
  • تا ز یا رب یا رب و افغان شاه ** ساحری استاد پیش آمد ز راه
  • Padişahın oğlunun Kâbil’li büyücüden kurtulması için ettiği duanın kabul edilmesi
  • مستجاب شدن دعای پادشاه در خلاص پسرش از جادوی کابلی
  • O büyücü uzaktan o çocuğun bir ihtiyar karıya esir olduğunu duymuştu. 3160
  • او شنیده بود از دور این خبر ** که اسیر پیرزن گشت آن پسر
  • Bu karının büyüde eşsiz örneksiz olduğunu ve bir ikincisinin bulunmadığını işitmişti.
  • کان عجوزه بود اندر جادوی ** بی‌نظیر و آمن از مثل و دوی
  • Yiğidim, el elin üstündedir... hünerde de, kuvvette de el elin üstündedir arşa varınca!
  • دست بر بالای دستست ای فتی ** در فن و در زور تا ذات خدا
  • Ellerin sonu Tanrı elidir... deniz, şüphe yok ki sellerin varıp döküldüğü son yerdir.
  • منتهای دستها دست خداست ** بحر بی‌شک منتهای سیلهاست
  • Bulutlar da suyu denizden alır... seller akıp gider nihayet ona varır.
  • هم ازو گیرند مایه ابرها ** هم بدو باشد نهایت سیل را
  • Padişah bu oğlan elden gitti dedi. Adam dedi ki: İşte ulu bir derman olarak geldim ya! 3165
  • گفت شاهش کین پسر از دست رفت ** گفت اینک آمدم درمان زفت
  • Bu büyücülerden hiç kimse o kocakarıya eşit olamaz... ancak ben, o yandan geldim, büyüde bilgim çoktur... onunla ben başa çıkarım!
  • نیست همتا زال را زین ساحران ** جز من داهی رسیده زان کران
  • Musa’nın eli gibi Tanrı izniyle onun büyüsünü kökünden yıkar, mahvederim.
  • چون کف موسی به امر کردگار ** نک برآرم من ز سحر او دمار
  • Çünkü bana bu bilgi Tanrı tarafından verildi... hor hakîr büyücülere şakirtlik ederek öğrenmedim.
  • که مرا این علم آمد زان طرف ** نه ز شاگردی سحر مستخف