English    Türkçe    فارسی   

4
3171-3180

  • Orasını kıbleye doğru kaz; Tanrının kudretine, kuvvetine bak!
  • سوی قبله باز کاو آنجای را ** تا ببینی قدرت و صنع خدا
  • Bu hikâye pek uzundur, sen de usandın... bari fazlasını bırakayım da hulâsasını söyleyeyim.
  • بس درازست این حکایت تو ملول ** زبده را گویم رها کردم فضول
  • O sıkı düğümleri çözdü şehzadeyi mihnetten kurtardı.
  • آن گره‌های گران را بر گشاد ** پس ز محنت پور شه را راه داد
  • Çocuk kendisine gelince koşa, koşa babasının tahtına vardı, yüzlerce mihnetle,
  • آن پسر با خویش آمد شد دوان ** سوی تخت شاه با صد امتحان
  • Secdeye kapandı, yüzünü yerlere sürdü... koltuğunda da bir kılıç ve bir kefen vardı. 3175
  • سجده کرد و بر زمین می‌زد ذقن ** در بغل کرده پسر تیغ و کفن
  • Padişah şenlikler yaptırdı şehir halkı sevindi, o ümidini kesmiş gelinde muradına erdi.
  • شاه آیین بست و اهل شهر شاد ** وآن عروس ناامید بی‌مراد
  • Âlem yeni baştan dirildi, parladı! Şaşarım doğrusu o günde bir gündü bugün de bir gün!
  • عالم از سر زنده گشت و پر فروز ** ای عجب آن روز روز امروز روز
  • Padişah ona öyle bir düğün yaptı ki köpeklerin önüne bile gülsuyu şerbeti kondu.
  • یک عروسی کرد شاه او را چنان ** که جلاب قند بد پیش سگان
  • Büyücü kocakarı kederinden geberdi... çirkin yüzünü de cehennem Malikine tapşırdı çirkin huyunu da!
  • جادوی کمپیر از غصه بمرد ** روی و خوی زشت فا مالک سپرد
  • Şehzade o kocakarı benim aklımı nasıl oldu da çeldi diye hayretlere düşmüştü! 3180
  • شاه‌زاده در تعجب مانده بود ** کز من او عقل و نظر چون در ربود