English    Türkçe    فارسی   

4
3601-3610

  • Benim sebeplere ihtiyacım yoktur. O sebepler, hakikati örtmek için birer perdedir. (T.M.)
  • که سببها نیست حاجت مر مرا ** آن سبب بهر حجابست و غطا
  • O sebepler, tabiatçı ilaca dayansın; müneccim, yıldızları gözlesin! (T.M.)
  • تا طبیعی خویش بر دارو زند ** تا منجم رو با ستاره کند
  • Münafık, hırs ve tamah sevkiyle ve bir şey bulamamak korkusuyla, erkenden pazara gelsin! (T.M.)
  • تا منافق از حریصی بامداد ** سوی بازار آید از بیم کساد
  • Allah’a ibadet etmemiş, hatta yüzünü yıkamamışken, o cehennem lokması, yiyecek aramaktadır. (T.M.)
  • بندگی ناکرده و ناشسته روی ** لقمه‌ی دوزخ بگشته لقمه‌جوی
  • Yayılıp otlayan kuzu gibi, avam halkının canı da hem yer, hem de yenir. (T.M.) 3605
  • آکل و ماکول آمد جان عام ** هم‌چو آن بره‌ی چرنده از حطام
  • Kuzu otlayıp yayıldıkça, kasap, “O, bizim için otlayıp semiriyor” diye sevinir. (T.M.)
  • می‌چرد آن بره و قصاب شاد ** کو برای ما چرد برگ مراد
  • Sen, yiyip içme hususunda, cehennem gibi oburluk eder, cehennem için semirir durursun. (T.M.)
  • کار دوزخ می‌کنی در خوردنی ** بهر او خود را تو فربه می‌کنی
  • Bir gün bari hikmet otlağından yayıl da, kalbin, gelişip güzelleşsin! (T.M.)
  • کار خود کن روزی حکمت بچر ** تا شود فربه دل با کر و فر
  • Ama ten gıdası, bu hikmet rızkına mani olur. Çünkü ruh, tacirdir; ten ise, yol kesici! (T.M.)
  • خوردن تن مانع این خوردنست ** جان چو بازرگان و تن چون ره‌زنست
  • Yol kesici, odun gibi yanar kül olursa, tacirin mumu parlak yanar. (T.M.) 3610
  • شمع تاجر آنگهست افروخته ** که بود ره‌زن چو هیزم سوخته