English    Türkçe    فارسی   

4
3767-3776

  • İnsan zâhiren bir sivri sineğin tesiriyle mustarip olur; fakat içyüzü, yedi kat göğü bile kaplamıştır.
  • ظاهرش را پشه‌ای آرد به چرخ ** باطنش باشد محیط هفت چرخ
  • Peygamber, Cebrail'in asli suretiyle görünmesine ısrar edince Cebrail, birazcık göründü... fakat öyle heybetliydi ki dağ bile görse paramparça olurdu.
  • چونک کرد الحاح بنمود اندکی ** هیبتی که که شود زومند کی
  • Bir kanadı doğuydu, batıyı kaplayıverdi... Mustafa, görünce heybetinden kendinden geçti.
  • شهپری بگرفته شرق و غرب را ** از مهابت گشت بیهش مصطفی
  • Cebrail Mustafa'yı korkusundan baygın bir halde görünce kucakladı, bağrına bastı. 3770
  • چون ز بیم و ترس بیهوشش بدید ** جبرئیل آمد در آغوشش کشید
  • O heybet, yabancıların nasibi... bu lûtufsa dostların kısmeti!
  • آن مهابت قسمت بیگانگان ** وین تجمش دوستان را رایگان
  • Padişahlar, tahtlarına, oturdular mı çevrelerinde ellerinde kılıçları bulunan heybetli çavuşlar bulunur.
  • هست شاهان را زمان بر نشست ** هول سرهنگان و صارمها به دست
  • Bu çavuşlarda sopalar, mızraklar, kılıçlar vardır... aslanlar bile onları görse heybetlerinden titrerler.
  • دور باش و نیزه و شمشیرها ** که بلرزند از مهابت شیرها
  • Çavuşların seslerinden, çevgânlarından canlar ürker, heybetlerinden herkes korkar!
  • بانگ چاوشان و آن چوگانها ** که شود سست از نهیبش جانها
  • Fakat bu yoldaki alelâde, yahut ileri gelen halka, padişahlar padişahından haber vermek içindir. 3775
  • این برای خاص وعام ره‌گذر ** که کندشان از شهنشاهی خبر
  • Bu heybet, halk ululanmasın, kimse başına ululuk külâhını giymesin diyedir, halka bir gösteriştir.
  • از برای عام باشد این شکوه ** تا کلاه کبر ننهند آن گروه