English    Türkçe    فارسی   

4
3776-3785

  • Bu heybet, halk ululanmasın, kimse başına ululuk külâhını giymesin diyedir, halka bir gösteriştir.
  • از برای عام باشد این شکوه ** تا کلاه کبر ننهند آن گروه
  • Bu suretle onların benliğinin kırılması, kendini görüp beğenen nefsin, az fesatta bulunması, az kötülük etmesi istenir.
  • تا من و ماهای ایشان بشکند ** نفس خودبین فتنه و شر کم کند
  • Padişahın kahır zamanı kudreti ve gazabı bulunduğu bu suretle halka bildirilmiş olur da şehir emniyette kalır.
  • شهر از آن آمن شود کان شهریار ** دارد اندر قهر زخم و گیر و دار
  • Böyle nefislerdeki kötülük hevesleri ölür... padişahın heybeti, o kötülüklere mâni olur.
  • پس بمیرد آن هوسها در نفوس ** هیبت شه مانع آید زان نحوس
  • Fakat padişah hususi meclislere geldi mi orada heybet mi kalır, kısas mı? 3780
  • باز چون آید به سوی بزم خاص ** کی بود آنجا مهابت یا قصاص
  • Padişah orada pek halimdir; merhametleri coşar... âlemde ancak çenkle neyin coşkunluğunu işitirsin.
  • حلم در حلمست و رحمتها به جوش ** نشنوی از غیر چنگ و ناخروش
  • Savaş zamanında heybetli davullar, kösler çalınır... işret zamanında da ileri gelenlerle konuşulur, çenk sesi duyulur.
  • طبل و کوس هول باشد وقت جنگ ** وقت عشرت با خواص آواز چنگ
  • Halka soru, hesap divanı... peri yüzlü güzellere de şarap kadehi!
  • هست دیوان محاسب عام را ** وان پری رویان حریف جام را
  • O zırh, o tulga savaşta giyilir... bu ipekli kumaşlarla çalgı padişahın sayvanında giyilip çalınır.
  • آن زره وآن خود مر چالیش‌راست ** وین حریر و رود مر تعریش‌راست
  • Ey cömert er, bu sözün sonu yoktur... Allah, doğruyu daha iyi bilir ya, bitir artık bu sözü! 3785
  • این سخن پایان ندارد ای جواد ** ختم کن والله اعلم بالرشاد