English    Türkçe    فارسی   

4
42-51

  • Âşık o sevgilinin gölgesini bile görmeye imkân bulamıyordu. Ancak Zümrüdüanka’yı duyar gibi onun da vasfını işitmekteydi.
  • سایه‌ی او را نبود امکان دید ** هم‌چو عنقا وصف او را می‌شنید
  • Kazara nasılsa onu, bir kerecik görmüştü, o ilk görüşte ona vurulmuş, ona gönül vermiş gitmişti.
  • جز یکی لقیه که اول از قضا ** بر وی افتاد و شد او را دلربا
  • Ondan sonra ne kadar çalıştı çabaladıysa o sert huylu dilber, bir türlü mecâl vermemiş, bir türlü kendisini göstermemişti.
  • بعد از آن چندان که می‌کوشید او ** خود مجالش می‌نداد آن تندخو
  • Ne yalvarmanın bir çaresi olmuştu, ne mal, mülk vermenin... O fidan sevgilinin gözü toktu, tamahı yoktu! 45
  • نه بلا به چاره بودش نه به مال ** چشم پر و بی‌طمع بود آن نهال
  • Allah, her hüner ve sanata, her dilenen ve istenen şeye âşık olan kişinin dudağını, ilk önce o şeye dokundurur, ona lezzeti tattırır...
  • عاشق هر پیشه‌ای و مطلبی ** حق بیالود اول کارش لبی
  • Ondan sonra âşıklar, o lezzetle, dileklerini aramaya koyuldular mı her gün önlerine bir tuzak çıkarır, ayaklarına bir bağ vurur!
  • چون بدان آسیب در جست آمدند ** پیش پاشان می‌نهد هر روز بند
  • Aramayıp taramaya giriştiler mi “hele nikâh parasını getir bakalım” diye kapıyı kapar.
  • چون در افکندش بجست و جوی کار ** بعد از آن در بست که کابین بیار
  • Âşıklar da, o ümitle döner dolaşır, koşarlar... Her an ricaya düşerler, her an ümitsizliğe kapılırlar.
  • هم بر آن بو می‌تنند و می‌روند ** هر دمی راجی و آیس می‌شوند
  • Herkesin, bir şey elde edeceğim diye bir ümidi vardır... Nihayet bir gün olur, ona bir kapı da açarlar. 50
  • هر کسی را هست اومید بری ** که گشادندش در آن روزی دری
  • Açarlar ama hemencecik yine o kapıyı örterler. O kapıya tapan, oraya ümit bağlayan kişi de ümitlenir, o ümitle ateş kesilir, işe girişir!
  • باز در بستندش و آن درپرست ** بر همان اومید آتش پا شدست