English    Türkçe    فارسی   

4
468-477

  • Yapısında tekellüflerde bulundu... Öbür yapılar gibi rasgele ve değersiz bir yapı değildi o!
  • در بنااش دیده می‌شد کر و فر ** نی فسرده چون بناهای دگر
  • Yapı için dağdan kesilen her taş, apaçık “Önce beni götürün” derdi.
  • در بنا هر سنگ کز که می‌سکست ** فاش سیروا بی‌همی گفت از نخست
  • 470.Âdem’in yoğrulduğu su ve toprak gibi o yapının her kerpicinden nur parladı. 470
  • هم‌چو از آب و گل آدم‌کده ** نور ز آهک پاره‌ها تابان شده
  • Taş, hammalsız geliyordu... o kapı, o duvarlar, âdeta canlıydı.
  • سنگ بی‌حمال آینده شده ** وان در و دیوارها زنده شده
  • Allah daima der ki: Cennetin duvarları, bu duvarlar gibi cansız ve çirkin değildir.
  • حق همی‌گوید که دیوار بهشت ** نیست چون دیوارها بی‌جان و زشت
  • Ten kapısı, ten duvarı gibi uyanıktır... Cennet evi de diridir; çünkü padişahlar padişahına mensuptur orası!
  • چون در و دیوار تن با آگهیست ** زنده باشد خانه چون شاهنشهیست
  • Ağaç da cennet ehliyle konuşur, söz söyler, meyve de, akan duru sular da!
  • هم درخت و میوه هم آب زلال ** با بهشتی در حدیث و در مقال
  • Çünkü cenneti aletle yapmamışlardır ki... Orası amellerden, niyetlerden yapılmadır. 475
  • زانک جنت را نه ز آلت بسته‌اند ** بلک از اعمال و نیت بسته‌اند
  • Bu yapı ölü sudan, ölü topraktan yapılmıştır; o yapı diri ibadetlerle kurulmuştur.
  • این بنا ز آب و گل مرده بدست ** وان بنا از طاعت زنده شدست
  • Bu aslına benzer, dağınıklıklarla doludur... O da aslı olan ilme, amele benzer!
  • این به اصل خویش ماند پرخلل ** وان به اصل خود که علمست و عمل