English    Türkçe    فارسی   

4
481-490

  • O yurdun tahtı, kimse taşıyıp götürmeksizin gider yürür... Kapı halkası da güzel seslerle şarkılar söyler, çalgılar çalar, kapı da!
  • تخت او سیار بی‌حمال شد ** حلقه و در مطرب و قوال شد
  • Gönülde de o ebediyet yurdu olan cennetin diriliği var... Fakat ne fayda, dilime gelmiyor ki, söyleyemiyorum ki!
  • هست در دل زندگی دارالخلود ** در زبانم چون نمی‌آید چه سود
  • Süleyman her sabah çağı halkı irşad için mescide girdi mi,
  • چون سلیمان در شدی هر بامداد ** مسجد اندر بهر ارشاد عباد
  • Gâh sözle, gâh nameyle, sazla gâh işle, yani rükû ederek yahut namaz kılarak halka öğüt verirdi.
  • پند دادی گه بگفت و لحن و ساز ** گه به فعل اعنی رکوعی یا نماز
  • İşle olan öğüt, halkı daha ziyade çeker... Çünkü bu öğüdü sağırların bile can kulakları duyar! 485
  • پند فعلی خلق را جذاب‌تر ** که رسد در جان هر باگوش و کر
  • Sonra bu öğüt de emirlik vehmi de az olur... Bu yüzden halka adamakıllı tesir eder!
  • اندر آن وهم امیری کم بود ** در حشم تاثیر آن محکم بود
  • Allah razı olsun, Osman’ın ilk halifeliğindeki hutbesi, işe öğüt veren, sözle öğüt verenden yeğdir.
  • قصه‌ی آغاز خلافت عثمان رضی الله عنه و خطبه‌ی وی در بیان آنک ناصح فعال به فعل به از ناصح قوال به قول
  • Osman, halife olur olmaz hemen koşup minbere çıktı.
  • قصه‌ی عثمان که بر منبر برفت ** چون خلافت یافت بشتابید تفت
  • Ulular ulusu peygamberin minberi üç basamaktı. Ebubekir, minbere çıkınca ikinci basamağa,
  • منبر مهتر که سه‌پایه بدست ** رفت بوبکر و دوم پایه نشست
  • Ömer de zamanında İslam’a ve dine saygısı dolayısıyla üçüncü basamağa oturmuştu.
  • بر سوم پایه عمر در دور خویش ** از برای حرمت اسلام و کیش
  • Osman’ın devri gelince o üst basamağa çıktı, o bahtı kutlu, oraya oturdu. 490
  • دور عثمان آمد او بالای تخت ** بر شد و بنشست آن محمودبخت