English    Türkçe    فارسی   

5
125-134

  • Bir halde ki burnundan, başından kanlar revan olmaya başladı. O ulu Peygamber, ona acıdı. 125
  • آنچنان که خون ز بینی و سرش  ** شد روان و رحم کرد آن مهترش 
  • Naralar atıyordu. Halk başına toplanınca, Ey halk sakının diyordu.
  • نعره‌ها زد خلق جمع آمد برو  ** گبر گویان ایهاالناس احذروا 
  • Ey akılsız kafa diye başına vuruyor, ey nursuz göğüs diye göğsünü dövüyordu.
  • می‌زد او بر سر کای بی‌عقل سر  ** می‌زد او بر سینه کای بی‌نور بر 
  • Ey yeryüzünün küllü, senden şu aşağılık cüz-ü, utanmaktadır diye secde ediyor;
  • سجده می‌کرد او کای کل زمین  ** شرمسارست از تو این جزو مهین 
  • Sen küllü olduğun halde O’nun emrine baş eğiyorsun da ben cüzü olduğum halde zulmediyor kötülükte bulunuyor, azıyorum;
  • تو که کلی خاضع امر ویی  ** من که جزوم ظالم و زشت و غوی 
  • Sen kül iken Allah’ya karşı hor hakir oluyor, O’ndan titriyorsun da ben cüzü iken O’na aykırı hareket ediyorum diyor: 130
  • تو که کلی خوار و لرزانی ز حق  ** من که جزوم در خلاف و در سبق 
  • Her an yüzünü göğe kaldırıp Ey cihanın kıblesi, yüzüm yok diye feryat ediyordu.
  • هر زمان می‌کرد رو بر آسمان  ** که ندارم روی ای قبله‌ی جهان 
  • Hadden artık titreyip çarpınınca Mustafa, onu kucakladı.
  • چون ز حد بیرون بلرزید و طپید  ** مصطفی‌اش در کنار خود کشید 
  • Yatıştırdı pek iltifat etti, gözlerini açtı, ona kendini tanıttı.
  • ساکنش کرد و بسی بنواختش  ** دیده‌اش بگشاد و داد اشناختش 
  • Bulut ağlamadıkça yeşillik nasıl güler? Çocuk ağlamadıkça süt nasıl coşar?
  • تا نگرید ابر کی خندد چمن  ** تا نگرید طفل کی جوشد لبن