English    Türkçe    فارسی   

5
1684-1693

  • Mızrağa, kılıca nasıl yalvarabilirsin? Onlar, o yüce kişinin elinde tutsaktır.
  • باسنان و تیغ لابه چون کنی  ** کو اسیر آمد به دست آن سنی 
  • O, sanatkarlıkta Azeri’dir, bense putum. Benden ne alet yaparsa o aletim ben. 1685
  • او به صنعت آزرست و من صنم  ** آلتی کو سازدم من آن شوم 
  • Beni kadeh yaparsa kadeh olurum, hançer yaparsa hançer.
  • گر مرا ساغر کند ساغر شوم  ** ور مرا خنجر کند خنجر شوم 
  • Çeşme yaparsa su veririm, ateş yaparsa ziya.
  • گر مرا چشمه کند آبی هم  ** ور مرا آتش کند تابی دهم 
  • Yağmur yaparsa yağar, harmana feyiz ve bereket veririm, ok yaparsa bedene saplanırım.
  • گر مرا باران کند خرمن دهم  ** ور مرا ناوک کند در تن جهم 
  • Yılan yaparsa zehirlerim, yardim ederse hizmette bulunurum.
  • گر مرا ماری کند زهر افکنم  ** ور مرا یاری کند خدمت کنم 
  • Ben iki parmağın arasındaki kalem gibiyim. İbadet safında mütereddit değilim. 1690
  • من چو کلکم در میان اصبعین  ** نیستم در صف طاعت بین بین 
  • Azrail toprağı söze tuttu; o sırada o köhne topraktan bir avuç kaptı.
  • خاک را مشغول کرد او در سخن  ** یک کفی بربود از آن خاک کهن 
  • Yeryüzünden sihirbazca bir avuç toprak aldı, halbuki toprak, sözle meşguldü, ondan haberi bile olmadı.
  • ساحرانه در ربود از خاکدان  ** خاک مشغول سخن چون بی‌خودان 
  • O bir avuç toprağı yeryüzünün rızası olmadan aldı, kaçmak isteyen, ayakları gerisin geriye giden çocuğu nasıl zorla mektebe götürürlerse öylece Tanrı tapısına götürdü.
  • برد تا حق تربت بی‌رای را  ** تا به مکتب آن گریزان پای را