English    Türkçe    فارسی   

5
339-348

  • Her sürü o ateşin ihsanını duymuştur; herkes her kıvılcımı o ateş sanır.
  • فضل آن آتش شنیده هر رمه  ** هر شرر را آن گمان برده همه 
  • Fakat sabah çağı, ebedilik nuru doğdu mu her biri, etrafında döndüğü nurun ne biçim bir mum olduğunu görür. 340
  • چون برآید صبحدم نور خلود  ** وا نماید هر یکی چه شمع بود 
  • Kim o zafer mumu ile kanadını yakmış ise o mum, ona seksen tane kanat bağışlar.
  • هر کرا پر سوخت زان شمع ظفر  ** بدهدش آن شمع خوش هشتاد پر 
  • Nice pervaneler iki gözlerini yummuşlardır da kötü bir muma atılmışlardır, kanatlarını yakıp onun altına düşe kalmışlardır.
  • جوق پروانه‌ی دو دیده دوخته  ** مانده زیر شمع بد پر سوخته 
  • Pişmanlıkla, hararetle çırpınıp dururlar. Gözlerinin bağı olmasına, böylece bir havaya körcesine düşmelerine ah ederler.
  • می‌طپد اندر پشیمانی و سوز  ** می‌کند آه از هوای چشم‌دوز 
  • Mum da ben yandım, seni yanmadan, cefa ve elemden nasıl kurtarabilirdim? der.
  • شمع او گوید که چون من سوختم  ** کی ترا برهانم از سوز و ستم 
  • Mum da ağlaya ağlaya der ki: Benim bile başım yandı, artık başkasını nasıl aydınlatabilirim? 345
  • شمع او گریان که من سرسوخته  ** چون کنم مر غیر را افروخته 
  • “Ey hasret, hazır ol o kullara ki” ayetinin tefsiri
  • تفسیر یا حسرة علی العباد 
  • O “Senin ahvaline baktım da gururlandım, halini geç gördüm” der.
  • او همی گوید که از اشکال تو  ** غره گشتم دیر دیدم حال تو 
  • Mum sönmüş, şarap bitmiş, sevgili de bizim eğri görüşümüzden utanmış, dalgalara batmış, gömülmüştür.
  • شمع مرده باده رفته دلربا  ** غوطه خورد از ننگ کژبینی ما 
  • Faydalar, ziyanın ve helakin ta kendisi olmuştur. Artık, körlükten Allahya şikayet et dur.
  • ظلت الارباح خسرا مغرما  ** نشتکی شکوی الی الله العمی