English    Türkçe    فارسی   

5
3544-3553

  • Herkes, bir fennin, bir sanatın fedaisidir. Ömrünü o yolda sarf eder, ölüp gider.
  • هر یکی چونک فدایی فنیست  ** کاندر آن ره صرف عمر و کشتنیست 
  • İster doğularda olsun, ister batılarda, herkes, nihayet ölür. O zaman ne âşık kalır, ne maşuk! 3545
  • کشتنی اندر غروبی یا شروق  ** که نه شایق ماند آنگه نه مشوق 
  • Hiç olmazsa bu devletli, zaten şu hünere gönüllü, kendisini feda etmiş. Onun öldürülmesinde yüzlerce hayat var.
  • باری این مقبل فدای این فنست  ** کاندرو صد زندگی در کشتنست 
  • Âşık da onca ebedî, maşuk da, aşk da. İki âlemde de dileğine ermiş, iyi bir ad san kazanmış.
  • عاشق و معشوق و عشقش بر دوام  ** در دو عالم بهرمند و نیک‌نام 
  • Ey ulular, âşıklara acıyın. Onların şanı, helak olduktan sonra bile helak olmaya hazır bulunmaktır.
  • یا کرامی ارحموا اهل الهوی  ** شانهم ورد التوی بعد التوی 
  • Beyim, onun kabalığını affet. Onun derdine, betbahtlığına bak.
  • عفو کن ای میر بر سختی او  ** در نگر در درد و بدبختی او 
  • Onu affet de Tanrı da seni affetsin, suçlarını yarlıgasın. 3550
  • تا ز جرمت هم خدا عفوی کند  ** زلتت را مغفرت در آکند 
  • Sen de gafletle az testiler kırmamışsındır. Sen de affa ümit bağlamışsındır.
  • تو ز غفلت بس سبو بشکسته‌ای  ** در امید عفو دل در بسته‌ای 
  • Affet de ahrette sen de af edilesin. Kader, ceza vermede kılı kırk yarar.
  • عفو کن تا عفو یابی در جزا  ** می‌شکافد مو قدر اندر سزا 
  • Beyin, o şefaatçilere ve komşulara, neden küstahlık edip testiyi kırdı? Bu hususta şefaat kabul etmem. Onun cezasını vermeye yemin ettim diye cevap vermesi
  • جواب گفتن امیر مر آن شفیعان را و همسایگان زاهد را کی گستاخی چرا کرد و سبوی ما را چرا شکست من درین باب شفاعت قبول نخواهم کرد کی سوگند خورده‌ام کی سزای او را بدهم 
  • Bey dedi ki: O kim oluyor ki bizim testimize taş atıp kırıyor?
  • میر گفت او کیست کو سنگی زند  ** بر سبوی ما سبو را بشکند