English    Türkçe    فارسی   

5
3961-3970

  • O anlayış, şimdi benim dostumdur. Söylenecek sözü söylemezsen,
  • آن فراست این زمان یار منست  ** گر نگویی آنچ حق گفتنست 
  • Bu kılıçla boynunu vururum. Bahanen hiç fayda vermez.
  • من بدین شمشیر برم گردنت  ** سود نبود خود بهانه کردنت 
  • Doğru söylersen seni azad ederim. Tanrı hakkı için neşeni kırmam.
  • ور بگویی راست آزادت کنم  ** حق یزدان نشکنم شادت کنم 
  • Yedi mushafı birbiri üstüne koyup sözünü tutacağına yemin etti.
  • هفت مصحف آن زمان برهم نهاد  ** خورد سوگند و چنین تقریر داد 
  • Cariyeceğizin kılıç korkusiyle o sırrı Halifeye açması, Halifenin doğru söyle, bu gülüşün sırrını bildir, yoksa seni öldürürüm demesi
  • فاش کردن آن کنیزک آن راز را با خلیفه از زخم شمشیر و اکراه خلیفه کی راست گو سبب این خنده را و گر نه بکشمت 
  • Cariye âciz kalınca ahvali anlattı. O yüz Zâl'e bedel olan Rüstem'in erliğini söyledi. 3965
  • زن چو عاجز شد بگفت احوال را  ** مردی آن رستم صد زال را 
  • Yoldaki gerdeği, o sırada vukua gelen halleri bîr bir nakletti.
  • شرح آن گردک که اندر راه بود  ** یک به یک با آن خلیفه وا نمود 
  • Erin kılıcını çekip gidişini, aslanı öldürdükten sonra gelişini, aletinin hâlâ gergedan boynuzu gibi ayakta olduğunu söyledi.
  • شیر کشتن سوی خیمه آمدن  ** وان ذکر قایم چو شاخ کرگدن 
  • Ondan sonra namuslu Halifenin gevşekliğini ve farenin bir çıtırtısından aletinin söndüğünü görünce dayanamayıp güldüğünü bildirdi.
  • باز این سستی این ناموس‌کوش  ** کو فرو مرد از یکی خش خشت موش 
  • Tanrı sırları meydana çıkarır. Mademki sonunda bitecek, kötü tohum ekme.
  • رازها را می‌کند حق آشکار  ** چون بخواهد رست تخم بد مکار 
  • Su, bulut, ateş ve bu güneş, sırlan toprağın altından çıkarır. 3970
  • آب و ابر و آتش و این آفتاب  ** رازها را می برآرد از تراب