English    Türkçe    فارسی   

5
3998-4007

  • Başkasının kapısını dövdüm, o da tuttu, benim kapımı dövdü.
  • من در خانه‌ی کسی دیگر زدم  ** او در خانه‌ی مرا زد لاجرم 
  • Kim, başkalarının karısına kötülük ederse bil ki kendi karısına pezevenklik eder.
  • هر که با اهل کسان شد فسق‌جو  ** اهل خود را دان که قوادست او 
  • Çünkü bir kötülüğün cezası, tıpkı onun gibi olan bir kötülüğe uğramaktır. Suçun cezası, o suçun misli olur. 4000
  • زانک مثل آن جزای آن شود  ** چون جزای سیه مثلش بود 
  • Sen, başkasının karısını, bir sebeple kendine çektin mi aynen sen de onun gibi, hattâ ondan da üstün bir deyyussun.
  • چون سبب کردی کشیدی سوی خویش  ** مثل آن را پس تو دیوثی و بیش 
  • Ben, Musul padişahının cariyesini zorla aldım, benden de onu derhal aldılar.
  • غصب کردم از شه موصل کنیز  ** غصب کردند از من او را زود نیز 
  • Emniyet ettiğim bir adam olan lalam, hain çıktı, bana hıyanette bulundu.
  • او کامین من بد و لالای من  ** خاینش کرد آن خیانتهای من 
  • Kin gütme, öç alma zamanı değil. Ben kendi elimle bir ham iştir, yaptım.
  • نیست وقت کین‌گزاری و انتقام  ** من به دست خویش کردم کار خام 
  • O beye de kin güdersem yapacağım zulüm, yine başıma gelir. 4005
  • گر کشم کینه بر آن میر و حرم  ** آن تعدی هم بیاید بر سرم 
  • Şu ceza, bir kere başıma geldi ya, bunu sınadım, artık sınanmışı tekrar sınamam.
  • هم‌چنانک این یک بیامد در جزا  ** آزمودم باز نزمایم ورا 
  • Musul padişahının derdi, boynumu kırdı âdeta. Artık başkasını incitmem.
  • درد صاحب موصلم گردن شکست  ** من نیارم این دگر را نیز خست