English    Türkçe    فارسی   

5
593-602

  • Canı olmayan bedeni istersen yağla, balla beslemeye kalk, yine beyhudedir.
  • آن تنی را که بود در جان خلل  ** خوش نگردد گر بگیری در عسل 
  • Bunu, bir günceğiz olsun dirilip bu canlar canının elindeki kadehi alan, o şarabı içen bilir.
  • این کسی داند که روزی زنده بود  ** از کف این جان جان جامی ربود 
  • Fakat gözü, o yüzleri göremeyene şu duman, can görünür. 595
  • وانک چشم او ندیدست آن رخان  ** پیش او جانست این تف دخان 
  • Abdülaziz oğlu Ömer’i görmediğinden Haccac onca adalet sahibidir.
  • چون ندید او عمر عبدالعزیز  ** پیش او عادل بود حجاج نیز 
  • O, Musa’nın ejderhasını görmemiştir de büyücülerin iplerinde can var sanır.
  • چون ندید او مار موسی را ثبات  ** در حبال سحر پندارد حیات 
  • Arı duru suyu içmeyen kuş, kara su içinde kanat çırpıp durur.
  • مرغ کو ناخورده است آب زلال  ** اندر آب شور دارد پر و بال 
  • Zıt olmadıkça zıttı tanınamaz. Yara görülünce onulmaya başlanır.
  • جز به ضد ضد را همی نتوان شناخت  ** چون ببیند زخم بشناسد نواخت 
  • Hasılı Elest ikliminin kadrini bilesin diye dünya, önce gelmiştir. 600
  • لاجرم دنیا مقدم آمدست  ** تا بدانی قدر اقلیم الست 
  • Fakat buradan kurtulup oraya vardın mı ebed şeker hanesinde şükreder durursun.
  • چون ازینجا وا رهی آنجا روی  ** در شکرخانه‌ی ابد شاکر شوی 
  • Dersin ki: Sanki orada toprak elemişim. Bu tertemiz alemden kaçıp duruyormuşum.
  • گویی آنجا خاک را می‌بیختم  ** زین جهان پاک می‌بگریختم