English    Türkçe    فارسی   

6
1825-1834

  • Ona, ey hali, nimetleri o yüceliği inkâr eden gam, dersin... 1825
  • گفتییش ای غصه‌ی منکر به حال  ** راتبه‌ی انعامها را زان کمال 
  • Her dem baharda, neşede değilsin de gül yığınına benzeyen bedenin, neyin ambarı ya?
  • گر بهر دم نت بهار و خرمیست  ** هم‌چو چاش گل تنت انبار چیست 
  • Gül yığını bedenin, düşüncen de gül suyu gibi. Gül suyu, gülü inkâr ediyor ha. Şaşılacak şey bu işte!
  • چاش گل تن فکر تو هم‌چون گلاب  ** منکر گل شد گلاب اینت عجاب 
  • Nimetleri inkâr eden maymun huylulardan saman bile esirgenir. Fakat peygamber huylu kişilere güneş ve bulut, saçı olarak saçılır.
  • از کپی‌خویان کفران که دریغ  ** بر نبی‌خویان نثار مهر و میغ 
  • O küfür inadı, maymun âdetidir. Şu hamd-ü şükürse Peygamberin yoludur.
  • آن لجاج کفر قانون کپیست  ** وآن سپاس و شکر منهاج نبیست 
  • Perdelerin yırtılması, maymun huylulara neler etti? Peygambere benzeyenlerse ibadetleri, ne faydalar verdi! 1830
  • با کپی‌خویان تهتکها چه کرد  ** با نبی‌رویان تنسکها چه کرد 
  • Mamur yerlerde kuduz köpekler vardır. Yücelik ve nur definesi, yıkık yerlerdedir.
  • در عمارتها سگانند و عقور  ** در خرابیهاست گنج عز و نور 
  • Şu doğma, ayın tutulmasında olmasaydı bunca filozof, yolu kaybeder miydi hiç?
  • گر نبودی این بزوغ اندر خسوف  ** گم نکردی راه چندین فیلسوف 
  • Akıllı fikirli kişiler, bu yol yitirme yüzünden burunlarının üstünde ahmaklık dağını gördüler!
  • زیرکان و عاقلان از گمرهی  ** دیده بر خرطوم داغ ابلهی 
  • Kazanmadan rızık dileyen yoksul hikâyesi
  • باقی قصه‌ی فقیر روزی‌طلب بی‌واسطه‌ی کسب 
  • Çaresiz bir müflis, derde düşmüştü. Hiçbir şeyi yoktu, binlerce zehir yutmuştu.
  • آن یکی بیچاره‌ی مفلس ز درد  ** که ز بی‌چیزی هزاران زهر خورد