English    Türkçe    فارسی   

6
2163-2172

  • Yıllarca savaştı. Aralarındaki savaş bitmedi tükenmedi. Bu iş, haddi aşıp usanç verince de
  • سالها اندر میانشان حرب بود  ** چون ز حد رفت و ملولی می‌فزود 
  • Tanrı, denizi hakem yaptı; bakalım hangisi öndülü alacak dedi.
  • آب دریا را حکم سازید حق  ** تا که ماند کی برد زین دو سبق 
  • Mustafa’nın devrine, onun zuhuruna kadar bu böyle gitti. O zuhur edince Ebucehil’le o cefa askerinin başbuğuyla savaştı. 2165
  • هم‌چنان تا دور و طور مصطفی  ** با ابوجهل آن سپهدار جفا 
  • Tanrı, Semud kavmi için, bir haykırış hizmetkâr tuttu, onların canlarını alıverdi.
  • هم نکر سازید از بهر ثمود  ** صیحه‌ای که جانشان را در ربود 
  • Âd kavmi için tez kalkan ve hızlı giden bir hizmetkârı tuttu, yeli kullandı.
  • هم نکر سازید بهر قوم عاد  ** زود خیزی تیزرو یعنی که باد 
  • Kaarun’un halini de bildi, onu defetmek için de yeryüzünü kullandı. Yer, halim olmakla beraber ona kinlendi, onu yuttu.
  • هم نکر سازید بر قارون ز کین  ** در حلیمی این زمین پوشید کین 
  • Yerin halimliği âdeta kahroldu da Kaarun’u da dibine kadar sömürdü, hazinesini de.
  • تا حلیمی زمین شد جمله قهر  ** برد قارون را و گنجش را به قعر 
  • Bu bedenin direği lokmadır. Açlık kılıcına karşı ekmek, bir zırhtır. 2170
  • لقمه‌ای را که ستون این تنست  ** دفع تیغ جوع نان چون جوشنست 
  • Öyle olduğu halde Tanrı, senin ekmeğine bir kahır mayası kodu mu o ekmek boğaz illeti gibi kursağında durur, boğazını sıkar, seni öldürür.
  • چونک حق قهری نهد در نان تو  ** چون خناق آن نان بگیرد در گلو 
  • Seni soğuktan koruyan şu elbiseye Tanrı, zemheri mizacını verir.
  • این لباسی که ز سرما شد مجیر  ** حق دهد او را مزاج زمهریر