English    Türkçe    فارسی   

6
2397-2406

  • Tanrı’dan sevap ümidi ile sıcak somun ve bal helvası hediye etti.
  • نان گرم و صحن حلوای عسل  ** برد آنک در ثوابش بود امل 
  • Şehirliler, edep ve zekâ ehli olurlar. Toy vermek yoksul doyurmak da köylülere verilmiştir.
  • الکیاسه والادب لاهل المدر  ** الضیافه والقری لاهل الوبر 
  • Tanrı, garibe ziyafet çekmeyi köylülere vermiştir.
  • الضیافة للغریب والقری  ** اودع الرحمن فی اهل القری 
  • Köylerde her gün Tanrı’dan başka imdadına yetişecek hiç kimsesi olmayan yeni bir misafir vardır. 2400
  • کل یوم فی القری ضیف حدیث  ** ما له غیر الاله من مغیث 
  • Köylerde her gece yeni bir topluluk vardır ki onların Tanrı’dan başka kimseleri yoktur.
  • کل لیل فی القری وفد جدید  ** ما لهم ثم سوی الله محید 
  • O iki yabancı, adamakıllı yemek yemişler, imtilâya uğramışlardı. O Müslüman ise oruçluydu.
  • تخمه بودند آن دو بیگانه ز خور  ** بود صایم روز آن مومن مگر 
  • Akşam namazı vakti o helva gelince Mümin, pek aç olduğundan yemek istediyse de,
  • چون نماز شام آن حلوا رسید  ** بود مومن مانده در جوع شدید 
  • İkisi de biz boğazımıza kadar tokuz. Bu yemeği bu gece bırakalım da yarın yeriz.
  • آن دو کس گفتند ما از خور پریم  ** امشبش بنهیم و فردایش خوریم 
  • Bu gece sabredelim, yemeyelim de helvayı yarına saklayalım dediler. 2405
  • صبر گیریم امشب از خور تن زنیم  ** بهر فردا لوت را پنهان کنیم 
  • Mümin dedi ki: Sabrı bırakalım da bu gece yiyelim yarının sahibi var.
  • گفت مومن امشب این خورده شود  ** صبر را بنهیم تا فردا بود